Sahadan Ekrana… Dramalar ve Sinema, Rabia el-Adeviyye Katliamını Nasıl Yansıttı?!
Henan Atıyye
Rabia el-Adeviyye Katliamı’nın üzerinden on iki yıl geçmesine rağmen, bu olay Mısır halkının hafızasında hâlâ iyileşmemiş bir yara ve gerçeklik ile sanat arasındaki derin uçurumun sessiz bir tanığı olarak varlığını sürdürüyor. Zira yargısal adalet failleri hesap vermeye çağırmakta başarısız olduğu gibi, sanatsal adalet de olayın büyüklüğüne ve Mısır toplumu üzerindeki etkisine yaraşır bir anlatı sunmakta başarısız oldu.
Zira “Rabia”nın Mısır sanat sahnesinden kaybolması yalnızca bir tesadüf ya da izleyicilerin ilgi alanlarının değişmesinin doğal bir sonucu değildi; aksine, kolektif bilinci yeniden şekillendirmeyi ve zalimlerin insanların zihninde yerleşmesini istediği anlatıyla örtüşmeyen her şeyi silmeyi amaçlayan sistematik bir stratejinin parçasıydı.
2013 yılında Mısır’ın yaşadığı gibi varoluşsal bir krizden geçen herhangi bir toplumda sanatın, yaşanan şoku yansıtan, insanların ne olduğunu anlamalarına yardımcı olan ve diyalog ile iyileşme için bir alan sunan bir ayna olması beklenir. Ancak Mısır’da yaşanan bunun tam tersi oldu; sanatsal üretim, tek bir anlatıyı, yani galip katilin anlatısını yerleştirmeye yönelik bir çalışma alanına dönüşürken, kurbanlar kolektif hafızadan silindi.
Mesele yalnızca medya karartmasıyla sınırlı kalmadı; sanatın üretim alanına da uzandı. Dizi ve sinema yapımları, şiddeti meşrulaştırmanın ve gerçekleri çarpıtmanın bir aracına dönüştü. Rabia el-Adeviyye olaylarını açıkça ya da sembolik biçimde ele alan sanatsal yapımları gözden geçirmek isteseydik, bunların son derece az olduğunu ve bir elin parmaklarını geçmediğini görürdük.
Bu az sayıdaki yapım ise ya katliamı “terörle mücadele” olarak tanımlayan darbeci anlatıyı benimsedi ya da yasaklanma ve müsadere edilme korkusuyla muğlak sembolizme başvurdu. Hatta sembolik girişimler bile sansürden kurtulamadı. Nitekim “Bikya” (2021) filmi, güvenlik alanındaki yolsuzluklara yönelik imaları nedeniyle açıklanmayan engellerle karşılaştı. Aynı şekilde “El-Harif” dizisi de Arap Baharı konusuna yaklaşmasının ardından yayımlanmadan önce engellendi.
Sahte Sanatla Tarih Yazmak
En acı çelişki yalnızca eleştirel yapımların engellenmesinde değil, tarihin sahte bir biçimde yeniden yazıldığı paralel sanatsal yapımların üretilmesinde yatıyor. Filmlerde ve dizilerde siyasi tutuklama veya baskı sahneleri silinirken, örneğin “Bahebak” (2017) filminde olduğu gibi, “El-İhtiyar” (2020) dizisi gibi yapımların üretildiğini görüyoruz. Bu dizi, güvenlik kurumlarının anlatısını tartışmaya kapalı bir gerçek olarak sunuyor.
Burada mesele yalnızca sanatın her türlü muhalif sesten arındırılmasıyla sınırlı değil; boşluk, şiddeti meşrulaştıran ve kurbanları kendi ölümlerinden sorumlu tutan alternatif bir anlatıyla dolduruluyor. Dolayısıyla çifte bir suçla karşı karşıyayız: Hafızanın silinmesi ve yerine darbeci iktidara hizmet eden çarpıtılmış bir anlatının geçirilmesi.
Cesur Girişimlerin Susturulması
Kırmızı çizgiye yaklaşmaya cesaret eden az sayıdaki yapım, geleneksel sanat sisteminin içinden değil, onun kıyısından ya da tamamen Mısır dışından ortaya çıktı. Bunlardan biri, örneğin, Mahmoud Hamdy’nin “Yom El-Deen” (2018) filmi oldu. Film, müsadere edilmekten kaçınmak amacıyla aşırı sembolizme başvurmak ve çekimleri Mısır dışında gerçekleştirmek zorunda kaldı.
Rabia’yı ele alan “Rabia” (2018) adlı belgesel veya Türk dizisi “Çukur” (2020) gibi yabancı yapımlar ise darbeci rejim tarafından “Mısır’a karşı dış komplonun bir parçası” olarak nitelendirildi; bunun sonucunda bu yapımlar engellendi ve itibarları zedelendi.
Bu dönüşüm, sanatı varoluşsal bir savaş alanına çevirdi. Darbeci anlatıya hizmet etmeyen her yapım, etkisiz hâle getirilmesi gereken bir tehdit olarak görülmeye başlandı. Korku artık doğrudan sansürle sınırlı kalmadı; darbe yönetiminin yapım şirketleri ve yayın kanalları üzerindeki hâkimiyeti nedeniyle sanatçıların kendi kendilerine uyguladıkları otosansüre dönüştü. Artık sanatçının neyin serbest, neyin yasak olduğunu anlaması için doğrudan talimat almasına gerek kalmıyordu.
Zalimlerin Tarihî Hatası
Ancak zalimlerin tekrarladığı tarihî hata, kolektif hafızayı bu kadar kolay silebileceklerine inanmalarıdır. İktidar, “Rabia”nın ekranlarda anılmasını engellemeyi başarabilir; ancak o olayları yaşamış insanların zihinlerinden ve kalplerinden, sevdiklerini kaybeden ailelerin hatıralarından onu silemez. Meydanda dökülen kanı sanatın sessizliği silemeyecek ve tarih de bunu unutmayacaktır.
Bugün, iktidar kendi anlatısını dayatmayı sürdürürken şu soru varlığını koruyor: Bu sessizlik daha ne kadar sürecek? Mısır sanatının, zalim gücün elinde yalnızca bir araç olmak yerine gerçeği bütünüyle yansıtacak cesarete sahip olması ne zaman mümkün olacak?
Elbette arşivlerin açılacağı, hikâyelerin yaşandığı şekliyle anlatılacağı ve kurbanların itibarının iade edileceği gün gelecektir. O zamana kadar Rabia el-Adeviyye, milletin vicdanında açık bir yara ve gerçeğe ihanet eden sanatın sanat değil, yalnızca propaganda olduğunun bir tanığı olarak kalacaktır.


