“Adalet ve Kalkınma Partisi”nin 25 Yıllık İktidarı: Türkiye Bağımlılıktan Küresel Ekonomik ve Teknolojik Rakibe
Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Hüseyin Mercan:
● Türkiye, dışa bağımlılıktan silah üretimine ve teknolojik ilerlemeye geçti.
● Sokaktaki genel söylem, eski elitlerin oluşturduğu yanılsamalardan uzaklaşarak daha gerçekçi bir hâle geldi.
● Parti, vatandaşların beklentilerine uygun muhafazakâr bir demokratik model sunmayı başardı.
● İlk dönemlerdeki ekonomik kazanımlar, toplumsal refaha ilişkin yeni bir hafıza oluşturdu.
● Vatandaşlık anlayışını değiştirdi ve bürokratik yapıyı vatandaşlara hizmet eden bir mekanizmaya dönüştürdü.
● Ekonomik ve toplumsal sorunlarla mücadele, hükümetin önündeki temel sınav olmayı sürdürüyor.
Röportaj – Hamed Radi:
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) Türkiye’de iktidara gelişinin üzerinden 25 yıl geçerken, parti deneyimi, ülkenin 2002’den bu yana geçirdiği dönüşümlerin okunmasını ve bu dönüşümlerin toplum, devlet ve Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası konumu üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesini gerektiren kritik bir dönemeçte bulunuyor.
Çeyrek asırlık süreçte partinin varlığı yalnızca ülkeyi yönetmekle sınırlı kalmadı; aynı zamanda vatandaş ile devlet kurumları arasındaki ilişkilerde kapsamlı dönüşümlere ve siyasi ve toplumsal bilinci parti hükümetleri döneminde şekillenen yeni bir kuşağın ortaya çıkmasına eşlik etti.
Geçmiş yıllarda elde edilen başarılara rağmen, önümüzdeki dönem Türkiye’yi önemli meydan okumalar bekliyor. Çeyrek asırlık iktidarın ardından AK Parti, 2002 öncesi Türkiye’yi yaşamamış bir kuşakla karşı karşıya bulunuyor. Dolayısıyla bu kuşak geçmişte elde edilen kazanımlara farklı bir perspektiften bakıyor ve bugünü yeni beklentiler doğrultusunda değerlendiriyor.
İnsan Medya Araştırmaları Merkezi’nin Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Mercan ile gerçekleştirdiği bu röportajda, AK Parti’nin çeyrek asırlık iktidar sürecini ve Türkiye toplumunda meydana getirdiği dönüşümleri ele alıyor; bu deneyimin öne çıkan kazanımlarını ve karşı karşıya olduğu zorlukları değerlendiriyoruz. Ayrıca şu temel soruya yanıt arıyoruz: Türkiye’nin geçirmekte olduğu ekonomik, toplumsal ve siyasi dönüşümler karşısında parti, sahip olduğu siyasi ve toplumsal desteği nasıl koruyabilir ve önümüzdeki dönemde varlığını sürdürmesini güvence altına almak için nelere ihtiyaç duyuyor?
● Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) Türkiye’deki derin toplumsal dönüşümlerin bir yansıması olarak ortaya çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adalet ve Kalkınma Partisi, Türk toplumunda özellikle 1990’ların sonlarında yaşanan derin bir sosyal, ekonomik ve siyasi kriz ortamında ortaya çıktı. Bu krizin nedenleri arasında Kemalist sistemin, özellikle Türkiye’deki muhafazakâr kesimler üzerindeki baskısı ve ordunun siyasete müdahalesiyle yaşanan, “postmodern darbe” olarak adlandırılan süreç önemli bir yer tutuyordu. Bu dönemde ülkedeki dengeler büyük ölçüde değişti.
1990’ların sonlarına gelindiğinde sosyal ve ekonomik koşullar da iyi değildi. Özellikle 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz, halkı son derece derinden etkiledi ve toplum ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldı.
Bunun yanı sıra, halkın Türkiye’deki siyasetçilere ve siyasi partilere olan güveni büyük ölçüde sarsılmıştı. İnsanlar yeni bir model, yeni bir siyasi aktör veya siyasette yeni bir yüz aramaya başladılar.
Toplumda büyük bir boşluk oluşmuştu; çünkü eski siyasetçilerin tamamı, aslında siyaset yapma ve devleti yönetme konusunda başarısız olmuştu.
Partinin yeni bir kimlikle, yeni bir yüz ve yeni bir söylemle ortaya çıkması toplum üzerinde derin bir etki oluşturdu. Nitekim yalnızca bir yıl sonra, 2002 seçimlerinde AK Parti seçimi kazanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde en fazla sandalyeye sahip parti oldu.
Aslında AK Parti’nin 2002 seçimlerindeki zaferi, halkın toplumda yeni bir lider, yeni bir parti veya yeni bir siyasi hareket arayışının doğrudan bir yansımasıydı.
● Parti, toplumun geniş kesimlerinin siyasi hayatta kendilerini temsil edilmiş hissetmesini nasıl sağladı?
Parti, Türk toplumunun geniş kesimlerinde kendilerinin siyasi hayatta temsil edildiğine dair güçlü bir duygu ve aidiyet oluşturmayı başardı ve siyasi hayatta açık ve başarılı bir şekilde temsil edilir hâle geldi.
Peki, toplumda bu duyguyu nasıl oluşturdu ve bunu nasıl başardı diye sorduğumuzda, bunun Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunun hemen ardından benimsediği stratejiyle bağlantılı olduğunu görüyoruz.
Aslında parti, özellikle de kurucuları, halkın düşünce yapısını, anlayışını ve toplumsal dinamiklerini çok iyi kavramışlardı. Ayrıca kendileri muhafazakâr ve İslami bir geçmişten geliyorlardı. Dolayısıyla halkın tam olarak ne istediğini iyi biliyorlardı.
Şüphesiz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunda rol alan herkes dünyadaki dönüşüm ve değişimleri, özellikle de 2000’li yılların başında dünyanın yeni bir döneme girdiğini iyi anlamıştı. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, bildiğimiz üzere, her şey değişti. ABD, küresel güvenlik anlayışı temelinde yeni bir strateji uygulamaya başladı ve özellikle İslam dünyasında nüfuzunu genişletmeye çalıştı.
Adalet ve Kalkınma Partisi ise muhafazakâr bir düşünce ile demokratik bir anlayışı temel alan yeni bir fikir ortaya koymaya ve geliştirmeye çalıştı. Hatta partinin kimliği de “muhafazakâr demokrat” veya “demokrat muhafazakâr” olarak tanımlandı. Bu, o dönem için yeni bir yaklaşımdı.
Türkiye’deki siyasi akımlara baktığımızda İslamcılar, liberaller, milliyetçiler ve solcular vardı. Ancak artık İslami bir geçmişten gelen insanlar, demokratik değerlere ve özellikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Batı’ya yakın bir anlayışa dayalı yeni bir siyasi ve toplumsal yaklaşım sunuyordu. Avrupa Birliği de partinin programında ve siyasi gündeminde önemli bir yer tutuyordu.
Aynı zamanda parti, İslam dünyasıyla ve uluslararası siyasetin farklı aktörleriyle ilişkileri geliştirmeye odaklanıyordu. Bu durum, halkın bu siyasi akıma ve ortaya koyduğu fikre ilgi ve sempati duymasını sağladı. Muhafazakâr ve dindar kesimler, muhafazakâr ve dini değerleri temel alan liberal ve demokratik bir söylem kullanıyordu. Bu söylem, toplumun değerleri ve insanların toplumsal duyarlılıkları açısından yabancı bir yaklaşım değildi.
Bütün bunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin stratejisinin başarılı olmasına, Türk siyasetinde gerçek anlamda bir temsil gücü kazanmasına ve Türk siyasetinde yeni bir anlayış ve yeni bir kimlik oluşturmasına katkı sağladı.
Şüphesiz parti, bütün bu unsurlar sayesinde Türk toplumunun geniş kesimlerinde kendilerinin siyasi hayatta temsil edildiğine dair güçlü bir duygu oluşturmayı ve siyasi hayatta açık ve belirgin bir şekilde temsil edilmeyi başardı.
● İlk yıllardaki ekonomik ve hizmet alanındaki kazanımların Türk vatandaşının zihnindeki algı üzerindeki etkisi ne oldu?
Partinin ilk yıllardaki ekonomik ve hizmet alanındaki kazanımları, halkın partiyi benimsemesinin ve etrafında kenetlenmesinin ilk ve en önemli faktörlerinden birini oluşturdu. Bu kazanımlar, halkın ve toplumun zihninde olumlu ve faydalı bir imaj oluşturdu. Özellikle de partinin, Türk toplumunun derinden etkilendiği ve ciddi biçimde zarar gördüğü ağır bir ekonomik krizin ardından ortaya çıktığını göz önünde bulundurmak gerekir.
O dönemde şirketler ve fabrikalar kapanmış, bankalar iflasın eşiğine gelmiş, hatta Türkiye’nin bütçesi neredeyse iflas noktasına gelmişti. Bu durum, ülkeyi uluslararası kuruluşlardan çok yüksek faizlerle borç almaya mecbur bırakmış ve devlet, o dönemde uluslararası kredi kuruluşlarının güçlü etkisi altında kalmıştı.
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iktidara geldiğinde ise son derece önemli stratejik kazanımlar ortaya koydu. Toplum, refah düzeyindeki artışı ve temel hizmetlerde yeni ufukların açıldığını doğrudan gördü. Bu durum, zorlukların aşılması, yeni hizmetlerin sunulması ve devletin kapasitesinin genişletilmesine ilişkin toplumun zihninde ve kolektif hafızasında yeni ve güçlü bir algı oluşturdu. Hastanelerden havalimanlarına kadar birçok alanda önemli yatırımlar gerçekleştirildi.
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin sunduğu hizmetler, halkın partiyle güçlü bir bağ kurmasını sağladı. Bunun yansıması, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca gerçekleştirilen seçimlerde partinin aldığı oy oranlarında da açıkça görüldü.
● Parti, siyasi deneyiminin ilk döneminde muhafazakâr kimlik ile ekonomik açılımı nasıl bir araya getirmeyi başardı?
Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi, “muhafazakâr kimlik” ile “liberal ekonomik açılımı” bir araya getiren bir model oluşturmayı başardı. Ancak bu yaklaşım, Türkiye’nin modern siyasi tarihinde ilk kez ortaya çıkan bir formül değildi.
1983 yılına döndüğümüzde, eski Başbakan Turgut Özal’ın iktidara gelir gelmez benzer bir yaklaşımı daha önce ortaya koyduğunu görüyoruz.
Özal da muhafazakâr bir geçmişten geliyor ve aynı zamanda güçlü bir liberal vizyonu benimsiyordu.
Kariyerinde dikkat çeken noktalardan biri, 1980 yılında ekonomik yönetimin başına geçmesi ve o dönemde ülkeyi etkisi altına alan ağır ekonomik krizi çözmeyi amaçlayan 24 Ocak 1980 Kararları’nın uygulanmasından sorumlu olmasıydı. 1980 darbesinin ardından da Özal ekonomi yönetimindeki görevini sürdürdü. ABD’de eğitim görmüş ve orada çalışmış bir mühendis olarak sahip olduğu birikimden yararlanan Özal, serbest piyasa ekonomisine ve liberal felsefeye dayanan Amerikan ekonomik modelinin başarıya ulaşmasının arkasındaki dinamikler konusunda derin bir bilgi ve deneyim kazanmıştı. Türkiye’de uygulamaya çalıştığı strateji de büyük ölçüde bu anlayışa dayanıyordu.
Özal’ın açılımı yalnızca Batı ile ilişkilerle sınırlı değildi. Orta Asya ülkelerini, İslam dünyasını ve Arap dünyasını kapsayan geniş bir uluslararası açılım stratejisi izledi; bunun yanı sıra Afrika’ya yönelik de belirli adımlar attı.
Bu tarihsel zemin üzerinden değerlendirildiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1980’li yıllarda Özal’ın ortaya koyduğu başarılı deneyimden yararlandığı, bu modeli geliştirip üzerine inşa ederek muhafazakâr referanslarla liberal ekonomik felsefeyi bir araya getiren daha ileri bir model ortaya koyduğu söylenebilir.
● AK Parti’nin söylemini Türk vatandaşının günlük hayatına yakın kılan unsurlar nelerdi?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, AK Parti’nin elde ettiği ilk başarılardan biri siyasi söylemiydi. Siyasi söylem, AK Parti’nin Türkiye’deki yükseliş sürecinin temel taşlarından birini oluşturdu. Parti, daha ilk dönemlerinden itibaren sokağın nabzına son derece yakın bir söylem geliştirdi; halkın beklentilerinin gerçek bir yansıması ve sesi olmayı başardı.
Bu söylem, 1990’lı yıllarda hâkim olan siyasi elitlerin oluşturduğu derin bir boşluğu doldurdu. Kemalistlerden solculara, liberallere kadar uzanan bu siyasi elitler Ankara merkezli bir siyaset anlayışına sahipti ve özellikle toplumun varlıklı kesimleri, toplumun gerçeklerinden ve insanların gündelik sorunlarından büyük ölçüde uzak bir yaşam sürüyordu.
Buna karşılık AK Parti, daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi söylem stratejisi ortaya koydu. İnsani, halkçı ve gerçekçi bir dil kullanan parti, vatandaşın doğrudan karşı karşıya olduğu sorunlara ve gündelik hayatındaki sıkıntılara hitap etti. Partinin kurucuları, o dönemde Türk toplumunun içinde bulunduğu ağır ekonomik, sosyal ve siyasi krizlerin farkında oldukları için gerçek dışı vaatlerde bulunmadılar ve gerçekleştirilmesi mümkün olmayan hayaller üzerinden halkın duygularına hitap etmeye çalışmadılar.
Bu istisnai söylemin başarısının temelinde ise birkaç önemli unsur bulunmaktadır:
● Gerçekçilik ve açık sözlülük: Halkla, ülkenin gerçeklerini ve toplumun yaşadığı koşulları yansıtan bir dille iletişim kurmak ve içi boş vaatlerden kaçınmak.
● Samimiyet ve duygu: Toplumun duygularına hitap eden, samimi ve içten bir söylem ortaya koymak. Bu durum, parti ile halk tabanı arasında güçlü bir özdeşleşme duygusunun oluşmasını sağladı. Halk, AK Parti’nin kendi beklentilerini ve taleplerini dile getirdiğini düşündü.
● 2002 seçimlerindeki tarihî dönüşüm: Türkiye siyasi hayatında daha önce de demokratik geçiş açısından önemli dönüm noktaları yaşanmıştı. Örneğin, halkın Cumhuriyet Halk Partisi’nden uzaklaşmasının ardından ve başka alternatiflerin bulunmadığı bir dönemde Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerini kazanması bunlardan biridir. Ancak 2002 seçimlerinde seçmenin önünde çok sayıda siyasi seçenek bulunmasına rağmen, toplumun önemli bir bölümü kendisine samimi bir şekilde hitap eden ve beklentilerini açıkça ifade eden siyasi harekete yöneldi.
AK Parti, dengeli ve gerçekçi bu siyasi söylem anlayışı sayesinde, katıldığı ilk genel seçimde büyük ve hak edilmiş bir seçim zaferi elde etti. Böylece modern Türk siyasi tarihinde oldukça nadir ve kendine özgü bir siyasi başarı örneği ortaya koydu.
● Ulusal semboller, halkın parti projesiyle kurduğu bağı güçlendirmeye nasıl katkı sağladı?
AK Parti sembolleri, özellikle de ulusal sembolleri başarılı bir şekilde kullandı. Bunun toplumun ve halkın zihninde derin bir etkisi oldu.
AK Parti, ulusal sembolleri etkili bir biçimde kullanmayı başardı ve bu sembollerden güçlü bir şekilde yararlanarak Türk toplumunun kolektif bilincinde ve genel zihniyetinde önemli bir etki oluşturdu.
Bu yaklaşım, partinin siyasi meşruiyetini güçlendirmesine ve halk nezdindeki güvenilirliğini önemli ölçüde artırmasına katkı sağladı. Bu anlayışın kökeninde, partinin kurucularının muhafazakâr ve İslami geçmişi de bulunuyordu. Parti kurucuları, toplumun millî hafızasında önemli bir yere sahip olan tarihî ve dinî şahsiyetlere sık sık atıfta bulundular.
Parti kadroları, söylemsel ve sembolik unsurları bir araya getiren bütüncül bir yaklaşım benimsedi. Bu yaklaşımın başlıca unsurlarını şu şekilde özetleyebiliriz:
Ulusal semboller ile dinî söylemin bir araya getirilmesi: Toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren ortak ulusal sembollerin kullanılması ve aynı zamanda halk tabanının beklentilerini yansıtan samimi bir dinî söylemin ortaya konulması.
Tarihî ve medeniyet boyutuna dayanılması: Türkiye’nin sahip olduğu güçlü tarihî ve medeniyet mirasından yararlanılması ve siyasi ve tarihî sembollerin yeni bir siyasi anlayışın ve felsefenin oluşturulmasında kullanılması.
Siyasi meşruiyetin güçlendirilmesi: Parti, Türkiye’deki her siyasi hareketin kendi siyasi çizgisine ve projesine gerekli meşruiyeti kazandırmak için siyasi ve tarihî sembollerden yararlanması gerektiği anlayışından hareket etti.
AK Parti, bu farklı sembolleri bir araya getirerek siyasi stratejisine ve söylemine entegre etmesi sayesinde, yıllar boyunca siyasi açıdan önemli ve sürekli başarılar elde etmeyi başardı.
● AK Parti’nin iktidar deneyimi, Türk toplumunun bilinç ve algısında vatandaş ile devlet arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasına nasıl katkı sağladı?
AK Parti iktidara gelmeden önce, Türk vatandaşları devlet kurumlarında, hastanelerde ve diğer kamu kurumlarında yaşanan kötü muamele ve hizmetlerdeki sorunlar nedeniyle birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalıyordu. Devlet güçlüydü; aynı şekilde devlet kurumları, bürokrasi ve kamu görevlileri de güçlü bir konuma sahipti. Buna karşılık sıradan vatandaşlar, bu kurumlar karşısında kendilerini gerçek anlamda değerli veya önemli hissetmiyorlardı. Birçok durumda vatandaşlık kavramının değeri, güçlü bürokratik yapı karşısında sınırlı kalıyordu.
Ancak AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelmesinin ardından bu durum köklü bir şekilde değişti ve vatandaşlık anlayışında ve vatandaşın devlet içerisindeki konumunda büyük bir dönüşüm yaşandı.
AK Parti döneminde vatandaşlar, devlet kurumları karşısında kendi haklarını talep etmeye başladılar ve geçmişe kıyasla haklarını savunma konusunda daha güçlü ve daha etkin hale geldiler. Bunun sonucunda vatandaşlığın ve vatandaş kimliğinin Türk toplumundaki değeri de arttı.
Bunun yanı sıra devletin ve devlet kurumlarının vatandaşa bakış açısı da değişti. Bürokrasi, ordu ve kamu görevlileri, vatandaşlara hizmet etmekle sorumlu olduklarının daha fazla farkına varmaya başladılar.
Bu, 2002 öncesindeki durumla kıyaslandığında büyük bir dönüşüme işaret etmektedir. Geçmişte bürokrasinin vatandaşlara hizmet etmek amacıyla çalıştığı söyleniyordu; ancak uygulamada bu anlayış her zaman gerçek anlamda karşılığını bulmuyordu.
Daha önce elitler, hayatın farklı alanları üzerinde önemli ölçüde söz sahibiyken, sıradan vatandaşın toplum içerisinde gerçek ve etkili bir konumu bulunmuyordu. AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından, kamu görevlilerine ve bürokratik yapıya yönelik yasal düzenlemeler ve yeni talimatlar bu denklemin değişmesine katkı sağladı.
Buradan hareketle, AK Parti’nin 25 yıllık iktidar sürecinde yaşanan önemli dönüşümlerden birinin Türkiye’de vatandaş ve vatandaşlık anlayışının değişmesi ve vatandaşın devlet kurumlarıyla olan ilişkisindeki konumunun güçlenmesi olduğunu söyleyebiliriz.
● AK Parti deneyiminin, iktidar yıllarında yetişen neslin (yeni neslin) bilincinin şekillenmesinde nasıl bir etkisi oldu?
Bugün AK Parti’nin iktidarda geçirdiği çeyrek asırlık dönemden söz ettiğimizde, aynı zamanda AK Parti hükümetleri döneminde yetişen yeni bir nesilden de söz ediyoruz. Bugün üniversitelerden mezun olan gençlerin büyük bir bölümü AK Parti hükümetlerinden başka bir hükümet tanımadı. Özellikle günümüzde üniversiteden mezun olan birçok genç 2002 veya 2003 yıllarında, yani AK Parti’nin iktidar döneminde doğdu.
Aynı durum, üniversiteden mezun olduktan sonra genç yaşta bürokrasiye katılan bir kesim için de geçerlidir. Bu kişilerin bilinçleri ve devlet kurumlarındaki deneyimleri AK Parti iktidarı döneminde şekillendi ve başka bir siyasi veya hükümet deneyimi yaşamadılar.
Bu durumun hem olumlu hem de olumsuz yönleri bulunmaktadır. Daha ileri yaştaki nesil, özellikle 50’li ve 60’lı yaşlarında olanlar, Türkiye’de son yıllarda yaşanan değişimleri daha kolay karşılaştırabilir. Çünkü onlar AK Parti’nin iktidara gelmesinden önceki Türkiye’yi de yaşadılar. Buna karşılık yeni nesil, eski Türkiye’yi yalnızca kendisine anlatılanlar üzerinden biliyor ve o dönemde yaşanan zorlukları ve sorunları bizzat tecrübe etmiş değil.
Bu nedenle yeni nesil bugün Türkiye’deki bazı gelişmeleri ve mevcut koşulları eleştirebiliyor. Bunu, farklı bir dönem yaşamamış ve iki farklı dönemi karşılaştırma imkânına sahip olmamış olmanın olumsuz yönlerinden biri olarak değerlendirmek mümkündür.
Diğer taraftan, AK Parti hükümetleri farklı bir bilinç ve daha geniş ufuklara sahip yeni bir toplum inşa etmeye odaklandı ve eğitime büyük önem verdi. Bu kapsamda okulların ve üniversitelerin sayısının artırılmasının yanı sıra, Türkiye’nin her şehrinde bir üniversite kurulmasına dayanan bir strateji de benimsendi.
Türkiye’de 81 il bulunuyor ve bugün her ilde üniversiteler mevcut. Bu durum, söz konusu yaklaşıma göre, gençlerin eğitim imkânlarının genişletilmesine ve fırsat eşitliğinin artırılmasına katkı sağladı. Böylece yeni neslin üniversiteye gitmesi ve kendi yaşadığı bölgede eğitim alması için daha fazla imkân oluştu.
Ayrıca Türkiye’de ilkokuldan başlayarak ortaokul ve lise eğitimini kapsayan 12 yıllık eğitim zorunlu hale getirildi. Bunun sonucunda yeni nesil, eğitim ve kültür alanlarında olduğu kadar gençlere sunulan imkânlar açısından da önceki nesillere kıyasla daha eğitimli bir hale geldi.
Dolayısıyla AK Parti hükümetlerinin, Türk toplumunda yeni bir bilinç oluşmasına katkı sağlayan ve yeni nesle önceki nesillere kıyasla daha fazla fırsat sunan stratejiler uyguladığını söyleyebiliriz.
Bu nedenle Türkiye’deki yeni nesil, eğitim fırsatları ve sahip olduğu imkânlar açısından anne ve babaları ile büyük anne ve büyük babalarına kıyasla daha fazla fırsata sahiptir.
● Günümüzdeki ekonomik ve toplumsal dönüşümler, toplumun gözünde AK Parti’nin imajını nasıl etkileyebilir?
Elbette, bölgesel şartlar ve Türkiye’de yaşanan iç gelişmeler son yıllarda yeni birtakım zorlukları beraberinde getirdi. Bu zorluklar, başta ekonomik koşullar ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz olmak üzere, toplumun günlük yaşamını doğrudan etkiledi.
Hükümet son yıllarda bu durumu düzeltmek amacıyla çeşitli adımlar atmaya çalıştı. Ancak şu ana kadar hedeflenen sonuçlara ulaşıldığını söylemek zor. Çünkü ekonomik koşulları iyileştirmek amacıyla uygulanan strateji, hedeflerine tam anlamıyla ulaşmayı başaramadı.
Bu nedenle ekonomik kriz, toplum açısından büyük bir sorun ve Türkiye’de hükümetin geleceği açısından da önemli bir meydan okuma hâline geldi.
Buna karşılık hükümet; özellikle enerji, savunma, teknoloji ve benzeri alanlarda önemli başarılar elde etti. Yeni nesil de bu vizyondan yararlandı. Üniversite mezunları, özellikle mühendislik fakültelerinden mezun olan gençler, ileri teknoloji alanında faaliyet gösteren şirket ve kurumlarda çalışma imkânı buldu. Hatta bazıları Türkiye’nin uluslararası alandaki yükselişinde ve uluslararası ilişkilerdeki etkinliğinin artmasında önemli roller üstlenmeye başladı.
Ancak aynı zamanda Türk toplumu büyük bir dönüşümden geçiyor ve özellikle gençler ile üniversite mezunları arasında yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Bu kuşağın bir bölümü geleceğe dair umudunu kaybetmeye veya geleceğini üzerine inşa edebileceği hedeflerin yeterince net olmadığını düşünmeye başladı. Bu durum hem toplum hem de hükümet açısından önemli bir sorun teşkil ediyor.
Ayrıca Türkiye’deki yeni siyasi gelişmelerin yanı sıra bölgedeki siyasi dönüşümler de gençleri ve toplumu doğrudan etkiliyor.
AK Parti’nin geçmiş yıllarda elde ettiği başarılara ve kazanımlara rağmen, yeni nesil bugün geçmişe kıyasla geleceği ve önümüzdeki dönemin nasıl şekilleneceği konusunda daha fazla soru sormaya başladı.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, bu kuşak AK Parti’nin iktidara gelmesinden önce Türkiye’de yaşanan zorlukları bizzat deneyimlemedi. Ancak bugün özellikle ekonomik ve toplumsal alanlarda farklı sorunlarla karşı karşıya. Bazı gençler üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamıyor. Bu durum, bazı gençlerin kendi geleceklerini kurabileceklerine dair inançlarını kaybetmelerine ve hükümete ve siyasetçilere duydukları güvenin azalmasına neden oluyor.
Bunun yanı sıra gençlerle ilgili başka sorunlar da ortaya çıkıyor. Bunlar arasında gençler arasındaki şiddet ve suç oranlarının artması, değerler ve ahlakla ilgili sorunlar ve diğer toplumsal meseleler yer alıyor.
Bütün bu gelişmeler, Türk toplumunun geleceği açısından yeni tehditlerin ve zorlukların ortaya çıktığını gösteriyor. Hükümetin bu sorunların bazılarını çözmek amacıyla gerçek ve kapsamlı adımlar atmaya çalıştığı doğrudur. Ancak dünya çok hızlı değişiyor; bölge de aynı şekilde hızlı bir dönüşüm geçiriyor. Dolayısıyla bu değişimlerin vatandaşların ve gençlerin davranışlarına, yeni neslin düşünce biçimine, topluma ve geleceğe bakışına yansıması doğaldır.
● Bu deneyimi devletin konumu ve bölgesel ve uluslararası rolü açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
AK Parti’nin Türk siyasetindeki deneyimi, Türk toplumuna yeni bir güven, yeni bir kimlik ve farklı bir vizyon kazandırdı. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki konumu açısından önemli değişimler yaşandı.
Türkiye’nin bölgedeki rolünün, hem Orta Doğu’da hem de genel olarak uluslararası düzeyde köklü bir şekilde değiştiğini açıkça görüyoruz. Türkiye, NATO üyesi olması nedeniyle Batı ile derin ilişkilere sahip. AK Parti iktidara gelmeden önce, onlarca yıl boyunca Türkiye’nin dış politikası büyük ölçüde ABD’nin ve Batılı ülkelerin çıkarlarıyla bağlantılıydı. Ancak bu durum zaman içerisinde belirgin bir şekilde değişmeye başladı.
Geçmişte Türkiye güvenlik ve savunma alanlarında büyük ölçüde Batı’ya, özellikle de ABD’ye bağımlıydı ve silah ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü dışarıdan karşılıyordu. Bugün ise Türkiye, güvenlik ve savunma ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü kendi üreten, kendi silahlarını ve savunma sistemlerini geliştiren bir ülke hâline geldi. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki rolünün ve konumunun değişmesine önemli ölçüde katkı sağladı.
İnsansız hava araçları sektörü bu dönüşümün en önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin bu alandaki teknolojisi çok hızlı bir şekilde gelişti ve bu yaklaşıma göre Türkiye, insansız hava araçları pazarının yaklaşık yüzde 65’ine sahip hâle geldi. Bu sektördeki ilerleme, Türkiye’nin geçmişten çok farklı bir konuma gelmesine katkı sağladı.
Bunun yanı sıra Türkiye, hem bölgede hem de uluslararası düzeyde krizlerin ve çatışmaların çözümüne yönelik müzakerelerde ve iletişim süreçlerinde giderek daha fazla rol üstlenmeye başladı ve arabuluculuk çabalarında önemli bir aktör hâline geldi.
Bunun en açık örneklerinden biri Rusya-Ukrayna savaşıdır. Türkiye, çatışmanın tarafları olan Moskova ve Kiev ile doğrudan iletişim kurmayı başardı. NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye, Rusya ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iletişim kanallarını korudu. Bu durum Türkiye’ye iki taraf arasında arabulucu bir rol üstlenme imkânı sağladı.
Bunun yanı sıra Türkiye, son yıllarda Afrika, Orta Asya, Doğu Asya, Latin Amerika ve Güney Amerika gibi dünyanın farklı bölgelerine yönelik daha açık ve aktif bir politika izlemeye başladı. Bu açılım, Türkiye’nin uluslararası alandaki varlığının ve ilişkilerinin genişlemesine ve küresel sahnede giderek daha fazla etkinlik gösteren bir ülke olarak konumunu güçlendirmesine katkı sağladı.
Dolayısıyla Türkiye’nin uluslararası sistemdeki konumunu ve rolünü değiştirdiğini ve artık birçok bölgesel ve uluslararası mesele üzerinde daha fazla etkide bulunabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Bu vizyon ve strateji, Türk toplumuna ülkesinin uluslararası alandaki konumuna ilişkin yeni ve farklı bir bilinç kazandırdı ve toplumun uluslararası ilişkiler ve küresel siyaset açısından daha geniş ufuklara yönelmesini sağladı.
● Partinin önümüzdeki dönemde toplumdaki desteğini koruyabilmesi için hangi unsurlara ihtiyacı var?
AK Parti’nin Türk toplumundaki desteğini koruyabilmesi ve Türk siyasetindeki varlığını sürdürebilmesi için birtakım unsurlara ihtiyacı var.
Bu unsurların başında, Türk ekonomisinin güçlendirilmesi geliyor. Çünkü ekonomi, partinin ve hükümetin geleceği açısından en büyük zorluklardan biri. Hükümet ekonomik krizi çözemezse, önümüzdeki seçimleri kazanmayı başarsa bile toplum içerisinde yeni sorunlarla ve zorluklarla karşılaşmaya devam edecektir. Özellikle de vatandaşların bir bölümünün hükümete olan güveninin azalmaya başlaması bu durumu daha önemli hâle getiriyor.
Bu nedenle ekonomik durumun iyileştirilmesi, hükümetin ve partinin ülke içerisindeki güvenilirliğini koruması açısından temel bir mesele. Hükümet aktif stratejiler uyguluyor ve dış politika, enerji, teknoloji ve savunma gibi alanlarda ilerleme kaydetmiş olsa da ülkenin içindeki mevcut duruma baktığımızda bazı belirgin sorunların bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle ekonomi temel önceliklerden biri olmalı.
İkinci unsur ise eğitim. Üniversite mezunlarının sayısı artmış olsa da eğitim sistemi ve müfredatın, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun şekilde değiştirilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor.
Üniversite mezunlarının sayısının artmasıyla birlikte bazı şirketler, fabrikalar, tarım sektörü ve hayvancılık sektörleri ihtiyaç duydukları iş gücünü bulmakta zorlanıyor. Çünkü birçok genç üniversite diplomasını aldıktan sonra bu alanlarda çalışmak istemiyor. Bu durum Türkiye’nin geleceği ve istikrarı açısından önemli bir mesele ve eğitim sistemi ile iş gücü piyasasının ihtiyaçları arasındaki ilişkinin yeniden ele alınmasını gerektiriyor.
Buna karşılık sağlık, sanayi ve teknoloji gibi diğer bazı sektörlerin mevcut durumda büyük ölçüde iyi bir noktada olduğu görülüyor. Bu nedenle vatandaşlar hükümetten bu alanlarda mutlaka köklü veya devrim niteliğinde bir değişim beklemiyor.
Ancak ekonomi hâlâ en acil mesele olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra gençlerin ve yeni neslin önüne yeni hedefler ve yeni ufuklar koymak da gerekiyor. Partinin özellikle ekonomi ve eğitim olmak üzere bu konularla nasıl başa çıkacağı, önümüzdeki dönemde siyasi yolculuğunu nasıl sürdüreceğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.



