Konular ve Analizler

Gazze’de Bin Günlük Soykırım: Yurttaş Gazeteciliği Siyonist Propaganda Makinesini Nasıl Mağlup Etti?

  • Gazze savaşı, canlı yayın yapma iradesi bulunduğunda silahların hayatı yok edebileceğini ancak gerçeği ortadan kaldıramayacağını kanıtladı.
  • Filistinliler, 275 gazetecinin hedef alınmasına rağmen Siyonist “hasbara”ya karşı dijital anlatı mücadelesini kazandı.
  • İran savaşı ve 2026 Dünya Kupası, Gazze’deki trajedinin Arap haber merkezlerinde geri plana düşmesinin başlıca nedenleri arasında yer aldı.
  • Özgür medya platformları ve kuruluşları, mevcut ve gelecek nesillerin Filistin davasına ilişkin bilincini nasıl yeniden canlandırabilir?

İnsan Medya – Yayın Ekibi:

Gazze Şeridi’nde yaşanan soykırım ve etnik temizlik savaşı bininci günü geride bırakarak modern tarihin sistematik yıkımının en uzun ve en şiddetli dönemlerinden biri hâline geldi.

Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasına varılmış olmasına rağmen, sahnenin analitik değerlendirmesi savaşın askerî mekanizmanın durdurulmasıyla sona ermediğini gösteriyor. Aksine savaş; abluka, yeniden imarın engellenmesi ve çarpıtılmış bir coğrafi ve demografik gerçekliğin kalıcı hâle getirilmesi yoluyla devam eden bir “yumuşak soykırıma” dönüştü.

Gazze’de bin gün boyunca yaşananlar, yalnızca geleneksel bir askerî operasyon değildi. Bu süreç, coğrafyanın, soy bağlarının ve insanca yaşamın koşullarının sistematik biçimde silinmesine yönelik bir girişimdi. Filistin İnsan Hakları Gözlemevi, “Bin Günlük Soykırım… Kan ve Külün Tanıklığı” başlıklı belgesinde, her gün yaşanan yıkımın ürpertici rakamlara yansıdığını açıkladı. Buna göre şehit sayısı 73.066’ya ulaştı; günlük ortalama 73 kişi hayatını kaybetti. Nüfus kayıtlarından 2.700 aile tamamen silinirken 6.020 aile yok edildi ve bu ailelerin her birinden yalnızca bir kişi hayatta kaldı. Savaş ayrıca anne veya babasını ya da her iki ebeveynini kaybeden 58 bin 800 yetim çocuk bıraktı.

Gözlemevinin raporuna göre Gazze Şeridi’ne 223 bin ton patlayıcı atıldı; bu, günlük ortalama 223 tona karşılık geliyor. Bunun sonucunda Şeridi’nin kaynaklarının ve altyapısının yüzde 90’ını etkileyen kapsamlı bir yıkım yaşandı. Yaklaşık 410 bin konut ya enkaza dönüştü ya da oturulamaz hâle geldi.

Ekonomik ve kentsel yıkımın doğrudan yol açtığı toplam ekonomik kayıp ise 80 milyar dolara ulaştı.

Ancak soykırım ve sistematik yıkım savaşının merkezinde medya mücadelesi de varoluşsal bir savaş alanına dönüştü. Filistinliler bu mücadelede ahlaki anlatıyı kazanırken bunun bedelini gazetecilerini kaybederek ödedi. Hayatını kaybeden gazetecilerin sayısı 275’e ulaştı. Buna ek olarak, katliamları anbean kaydeden ve cep telefonları aracılığıyla dünyaya ulaştıran yüzlerce gönüllü vatandaş da vardı. Peki Filistinliler anlatı mücadelesini nasıl kazandı ve Siyonist düşmana karşı nasıl gerçek bir zafer elde etti?

Filistinliler Anlatı Mücadelesini Nasıl Kazandı?

Medya açısından savaş, “tam bir karartma” ve “İsrail”in geleneksel Batı medyası aracılığıyla kendisini mağdur olarak sunan anlatıyı dayatmaya yönelik yoğun girişimleriyle başladı. Buna rağmen dengeler, aşağıdaki etkenlerin de katkısıyla Filistinlilerin lehine değişti:

  • Yurttaş gazeteciliği ve canlı tanıklıklar: Uluslararası gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişinin engellenmesi karşısında akıllı telefonu olan her Filistinli, bir savaş muhabirine dönüştü. Sosyal medya platformları geleneksel medya ambargosunu kırarak katliam görüntülerini sesli ve görüntülü biçimde doğrudan aktardı. Böylece büyük medya kuruluşlarındaki sansür mekanizmalarını aşan, dünya çapında güçlü bir halk hareketi ortaya çıktı.
  • Kurbanların insan hikâyeleriyle anlatılması: Alternatif Filistin medyası, kuru istatistikleri insan hikâyelerine dönüştürmeyi başardı. Şehitler haber bültenlerindeki rakamlardan ibaret kalmadı; hikâyeleri, hayalleri ve isimleriyle dünyaya tanıtıldı. Bu yaklaşım, Batı başkentlerinde işgalin ahlaki ve toplumsal açıdan sorgulanmasına imkân sağladı ve dünya çapında benzeri görülmemiş bir üniversite ve insan hakları hareketinin oluşmasına katkıda bulundu.
  • “İsrail” anlatısının çöküşü: “İsrail” propagandası, gerçekleri araştırma becerisine sahip yeni bir dijital kuşağın bilinciyle karşı karşıya geldi. Medya aktivistleri ve Filistinli vatandaşlar, hastanelerin bombalanmasına ilişkin resmî anlatıları çürütmeyi başardı. Şifa Hastanesi Kompleksi de dâhil olmak üzere 37 hastanenin daha hizmet dışı kaldığı bildirildi. Ayrıca El-Mevasi bölgesi gibi “güvenli insani bölgeler” hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığı ortaya kondu. Söz konusu bölgenin 241 kez bombalanması, askerî propagandanın uluslararası kamuoyu karşısındaki inandırıcılığını sarstı.

Kanlı Kameralar… Gazetecilerin ve Ailelerinin Katledilmesi

Filistinli medya çalışanları, dünya basın tarihinde eşi görülmemiş bir bedel ödedi. Gerçeğin dışarıya ulaşmasını engellemek amacıyla gazeteciler, aileleri ve medya kuruluşlarının merkezleri sistematik biçimde hedef alındı.

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi tarafından yayımlanan güncel resmî veriler ile Katar Haber Ajansı (QNA) ve El Cezire gibi büyük haber ağlarının takiplerine göre, Gazze’de hayatını kaybeden gazeteci ve medya çalışanlarının sayısı 275’i aştı. Bu korkunç oran, zaman aralığı ve coğrafi alan dikkate alındığında dünya savaşlarında hayatını kaybedenlerin toplamına kıyasla dahi ürkütücü bir tablo ortaya koyuyor.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ve Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün raporlarına göre Gazze’de ve genel olarak Filistin’de, Batı Şeria da dâhil olmak üzere, medya çalışanları birden fazla tehlikeyle karşı karşıya. Bunlar arasında insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılarda doğrudan hedef alınmak, baskı ve yıldırma aracı olarak ailelerinin evlerinde öldürülmesi, iletişim ve internetin kesilmesiyle tamamen tecrit edilmek, sürekli açlıkla mücadele etmek ve uluslararası standartlara uygun koruyucu yelek ve kasklardan mahrum bırakılmak yer alıyor.

Arap Medyasında Filistin Davasının Sesinin Zayıflaması

Gazze’deki olayların ağırlığına ve savaşın bin günü aşmasına rağmen Arap medyasının konuya ilgisinde belirgin bir azalma ve sesin giderek kısılması gözlendi. Soykırım meselesi haber gündeminin kenarlarına ve gazetelerin arka sayfalarına itildi. Bu yetersizliğin başlıca nedenleri şunlar:

  • Büyük bölgesel gündemlerin birbirleriyle yarışması: Bölgedeki askerî gerilimin tırmanması, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Arap medyasının haber gündemini yeni bölgesel çatışmalara yöneltti. Bu çatışmalar, bazı başkentlerin doğrudan ulusal güvenliğini daha yakından ilgilendiren gelişmeler olarak değerlendirildi.
  • Küresel spor gündeminin dikkat dağıtıcı etkisi (2026 FIFA Dünya Kupası): 2026 FIFA Dünya Kupası’nın başlaması, kamuoyunun ve medyanın dikkatini büyük ölçekte başka yöne çeken bir unsur hâline geldi. Arap medya kuruluşlarının eğlence ve ticari gündemlere ağırlık vermesiyle Dünya Kupası yayın akışında geniş yer bulurken Gazze’de sistematik açlık politikası altında yaşayan 2,4 milyon insanın trajedisi geri planda kaldı.
  • Medyanın normalleştirmesi ve haber yorgunluğu: Arap haber merkezlerinin önemli bir bölümü “manzaraya alışma” tuzağına düştü. Günlük katliamlar, yayın politikaları açısından tekrarlanan ve zamanla sıkıcı hâle gelen bir haber kalıbına dönüştü. Bu durum, Filistin meselesinin karar alıcılar üzerindeki baskı oluşturma gücünü zayıflattı.

Filistin Davasının Medyada Geleceğine Yönelik Bir Değerlendirme

“İsrail”, medya ve hukuk alanında elde edilen sonuçların Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi uluslararası yargı mercilerine taşınmasını engellemeye çalışıyor. Oysa bin gün boyunca ortaya konan medya ve gazetecilik çalışmaları, bugün bu materyalleri tek bir yerde toplamaya çalışan ArchiveGenocide.com sitesinin de girişimiyle, işgal liderlerini etnik temizlik ve kalıcı demografik değişim suçlarından mahkûm etmek için son derece önemli ve yeterli olabilecek bir ham veri kaynağı oluşturuyor.

Resmî medyanın yetersizliğine rağmen bin gün boyunca şekillenen dijital halk bilinci, Filistin davasını uluslararası ahlaki adalet sisteminin temel taşlarından biri olarak gören yeni bir Arap ve dünya kuşağının ortaya çıkmasını sağladı. Bu gelişme, orta ve uzun vadede ittifakların biçimini ve halk baskısının yönünü değiştirebilir.

Sonuç olarak Gazze savaşı, canlı yayın yapma iradesi bulunduğunda silahların hayatı yok edebileceğini ancak gerçeği ortadan kaldıramayacağını kanıtladı.

Filistinliler medya alanındaki ahlaki mücadeleyi kazandı. Bugün sorumluluk, bu belgesel mirası sahiplenerek mevcut ve gelecek nesillerin Filistin davasına ilişkin bilincini yeniden canlandırmak için özgür medya platformlarına ve kuruluşlarına düşüyor.

Başa dön tuşu