Aksa Tufanı ve Batı Anlatısının Silinmesi
.Batı medyası “İsrail”i insancıllaştırıyor ve daima onun kanlı siyasetinin görüntüsünü gizleyerek çatışmayı “meşru müdafaa” olarak nitelendiriyor.
.Batı medyası, “Hamas”ın sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı veya hastanelerle okulları silah deposu yaptığı yönündeki İsrail iddialarını sürekli tekrar ediyor.
.Batı medya sistemi, İsrail anlatısını benimsemekle kalmadı; aynı zamanda karşı çıkan bazı sesleri “susturmaya” da yöneldi.
.Antisemitizm suçlaması, Filistin haklarını savunanlara karşı Batı medyasının ve propaganda aygıtının kullandığı bir silaha dönüştü.
.Batı medyası direniş çizgisine tam bir yasak uyguluyor, onun anlatısını ve sembollerini hedef alıyor ve direnişi “milis güçleri” olarak tanımlıyor.
.Birçok kişi, Batı medyasını Gazze’ye yönelik savaş suçunda ortak ve işgal ordusuyla iş birliği içinde asli bir taraf olarak değerlendirdi.
.Batı medyasının tutumu, gerçek gücün sahadaki üstünlükten değil, savaşın anlatısını kontrol etmekten geldiğini ortaya koyuyor.
.Tarafsız medya, Gazze’de yaşananları ortaya çıkarmada ve belge ve saha bilgilerinden oluşan Filistin anlatısını görünür kılmada etkili oldu.
.Filistinlilerin, kendilerinin tarih boyunca zulme uğramış bir halk olduğunu anlatan tarihî anlatılarını Avrupa medyasına taşıma çabalarına devam etmeleri gerekiyor.
Giriş
Aksa Tufanı operasyonundan bu yana Amerikan ve Batı medyasının haber işleyişini takip edenler, bu medyanın Siyonist anlatıyı ve “İsrail” işgal devletinin medya söylemini desteklediğini, aynı zamanda bunu inkâr etmeye çalıştığını açıkça görebilir.
Bu haber işleyişlerinde propaganda ve psikolojik unsurlar önemli bir rol oynuyor. Medya, herkesi savaş atmosferine sokarken “İsrail”in sözde meşru müdafaa hakkını, “cesur askerleriyle korkak teröristlere karşı verdiği mücadele” şeklinde sunuyor; bu ise Batılı ve Siyonist kamuoyunu etkilemeyi, ayrıca rakip ve karşı tarafların düşünce biçimini değiştirmeyi amaçlayan bir ikna stratejisinin parçası olarak propaganda mesajlarının dolaşıma sokulmasıyla gerçekleşiyor.
Amerikan ve Siyonist propaganda makinesi, uluslararası politikalar üzerinde etki kurmak amacıyla sistematik bir şekilde yanıltma ve çarpıtma faaliyetleri yürütüyor. Bu çerçevede Filistinliler ve onlara destek verenler “terörist” ve “antisemitik” olarak tasvir ediliyor, Filistin anlatısı parçalanmaya çalışılıyor; Filistinli açıklamalar ise Filistinlilere yönelik nefreti körükleyecek biçimde yorumlanıyor. Filistin halkı ve direniş, insanlıktan çıkaran anlatılarla şeytanlaştırılıyor.
Batı medyasının haberciliği, savaşın gerçek gücünün sadece sahadaki askerî üstünlükten değil; savaşın anlatısını kontrol etme kapasitesinden kaynaklandığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bu bağlamda muhabirler, saha araştırmacıları, sivil toplum kuruluşları, görgü tanıkları, mağdurlar, raporlar ve akademik çalışmalar aracılığıyla belirgin bir kırılma yaşandığından söz etmek mümkündür.
Aksa Tufanı’nın başlangıcından bu yana, askerî savaşla eş zamanlı olarak yoğun bir “görüntü savaşı”na tanıklık ediyoruz. Sahadaki durumu ve insani tabloyu yansıtan fotoğraflar ve videolar, özellikle Gazze halkı tarafından çekilmiş içerikler, sosyal medya üzerinden hızla yayılarak dünya çapında geniş bir kesimin empatisini kazandı.
Bu çalışma, Batı medyasının profesyonellik ve tarafsızlık düzeyini, İsrail anlatısının hangi mekanizmalarla hâkimiyet kurduğunu, Filistin direnişinin nasıl şeytanlaştırıldığını tartışmayı hedefliyor. Ayrıca tarafsız kaynakların savaşta yükselen rolünü ve bu kaynakların küresel kamuoyunu harekete geçirmede ve Uluslararası Adalet Divanı’nın “İsrail”e karşı aldığı tarihî kararlarda oynadığı belirleyici etkiyi de ele alıyor.
Batı Medyasının Mesleki Düzeyi ve Tarafsızlığı
Batı medyası Aksa Tufanı savaşını nasıl ele alıyor? Mesleki profesyonelliğe ve tarafsızlığa mı bağlı kalıyor, yoksa Siyonist anlatıyı destekleyerek kamuoyunu düşmanın lehine mi yönlendiriyor?
7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonundan önce, Batı medyasının Filistin sahnesine ayırdığı alan büyük ölçüde daralmıştı. Medya, çoğu güvenlik odaklı birkaç haberle yetiniyor; böylece bir halkın ve bir toprağın meselesi, sadece birtakım güvenlik olaylarına indirgeniyordu.
Bu yaklaşım, Filistin meselesinin ana başlıklarını bir bakıma ortadan kaldırdı. Batı medyası, meseleyi “İsrail”in Arap-Filistin topraklarını işgali, Filistin halkını bu topraklardan söküp atma girişimi ya da içeride ve dışarıda milyonlarca mültecinin varlığı çerçevesinde işlemiyordu.
Bunun yerine, konu; zaman zaman askerî operasyonlarla sessizliği bozan Filistinli silahlı gruplar üzerinden ele alınıyordu. Bu ise meselenin köklerine ve krizin derin, yapısal sebeplerine —onu her an patlamaya hazır bir barut fıçısına dönüştüren unsurlara— yeterince değinilmemesi anlamına geliyordu.(1)
Bu çerçeve içerisinde medya, davet ettiği Filistinli konuklara neredeyse kelimesi kelimesine aynı soruyu yöneltiyordu: “Hamas’ın yaptıklarını terör eylemi olarak kınıyor musunuz?” Bu ise doğrudan Benjamin Netanyahu hükümetine hizmet eden bir sorgulama biçimiydi. Çünkü bu hükümet, İsrailli ve Batılı elitler tarafından bile en sağcı hükümet olarak nitelendirilmiş, Filistinlilere yönelik aralıksız ve sistematik saldırı politikalarıyla, Batı medyasının Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiğini iddia ettiği şiddetten daha vahşi bir çizgide durmaktadır.(2)
BBC’nin Birleşik Krallık’taki Filistin Büyükelçisi Husam Zomlot ile yaptığı röportajda, sunucunun soruları Hamas’ın saldırılarını kınamaya odaklanmış; buna karşın “İsrail” bombardımanında hayatını kaybeden Filistinliler tamamen göz ardı edilmiştir.
Filistinli büyükelçi, Batı medyasının daima İsrail anlatısını benimsediğini, kendisinin yalnızca İsrailli ölümler olduğunda televizyona davet edildiğini, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında ise medya tarafından görmezden gelindiğini belirtmiştir.(3)
Belki de burada bir paradoks göze çarpıyor. İngiliz yayın kuruluşu BBC, katı gazetecilik standartlarına bağlı olduğunu övünçle dile getirse de, büyük ölçüde İsrail anlatısına yakın durdu; İsrailliler için “öldürülüyorlar” ifadesini kullanırken, Filistinliler için olup biteni basitçe “ölüyorlar” şeklinde nitelemiştir.
Batı medyasının İsrail anlatısına bu denli kayması sonucunda, birçok yaklaşımında dezenformasyona dayanan İsrail propagandasının tuzağına düşmüş ve pek çok olayda yanlış yönlendirilmiştir. Bunlar arasında; Hamas’ın “İsrailli çocukların kafasını kestiği” iddiası, Baptist Hastanesi katliamından İslami Cihad’ın sorumlu tutulması ve soykırım ile zorla yerinden etmenin “İsrail-Hamas Savaşı” ya da “İsrail’in kendini savunma savaşı” şeklinde adlandırılması yer alır.(4)
Aynı bağlamda, Britanya merkezli Middle East Eye’ın bir raporunda, Britanya medyasının Güney İsrail’deki yerleşimlerde Hamas savaşçıları tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen bir katliam haberleriyle dolup taştığı; çocukların başlarının kesildiği iddiasının da geniş çapta yayıldığı ifade edilmiştir.(5)
İngiltere’nin büyük gazeteleri olan Daily Mail, The Sun, The Times ve Daily Telegraph, aralarında bebeklerin de bulunduğu 40 çocuğun öldürüldüğüne yönelik iddiaları manşetlerine taşımış; ancak bu iddiayı ne işgalci taraf ne de herhangi bir başka kaynak ispatlayabilmiştir. Hamas ise bu iddiaları reddetmiş ve bunun tam tersini gösteren görüntüler yayımlamıştır. Bu görüntülerde, kadınlara ve çocuklara insani muamele ettikleri açıkça görülmektedir.(6)
The Sun gazetesi ilk sayfasında, “Canavarlar katliamda çocukların başlarını kesiyor” başlığını kullanırken, The Times gazetesi “Hamas, katliamda çocukların boğazını kesti” ifadesini manşetine taşımıştır. Her iki gazetenin de Birleşik Krallık’ta Rupert Murdoch’a ait News UK grubunun bünyesinde olduğu bilinmektedir.(7)
Aynı rolü, 1896’da kurulmuş ve internet sitesine aylık 100 milyon ziyaretçi çeken köklü İngiliz gazetesi Daily Mail de üstlenmiştir. Gazete, yanlış bir haberi bir “İsrail” kanalının muhabirinden alıntılayarak aktarmış; İsrailli yetkililerin “Kfar Aza yerleşiminde başları kesilmiş kırk bebek cesedi bulduklarını” iddia ettiğini yazmıştır.(8)
Batı medyası, Hamas’ın çocukları ve sivilleri “insan kalkanı” olarak kullandığı ya da hastaneleri ve okulları silah depoları hâline getirdiği iddialarını sürekli tekrar etmekte; bu durumun sivil kayıplara yol açtığını öne sürmektedir. Bu söylem, İsrailli yetkililerin kadınları, çocukları ve sivilleri öldürmelerini meşrulaştırmak için başvurduğu gerekçelerle birebir örtüşmektedir.(9)
Gazze’deki Baptist Hastanesi katliamıyla ilgili olarak BBC, hastane vurulmadan bir gün önce, “Hamas hastanelerin ve okulların altında tünel inşa ediyor mu?” başlıklı bir haber yayımlamış; haberinde “tünel ağının büyük ihtimalle yoğun yerleşim alanlarının, evlerin, hastanelerin ve okulların altından geçtiğini ve bunun İsrail’e bu tür hedefleri vururken şüphe payı sağladığını” ileri sürmüştür. Bu yaklaşım, hiç şüphesiz, sözde tünel ihtimali üzerinden sivillerin bulunduğu alanların bombalanmasını meşru göstererek on binlerce sivilin öldürülmesine zemin hazırlayan bir çerçeve sunmaktadır.
Nitekim ertesi gün, işgal ordusu hastaneyi bombalayarak yüzlerce hasta, kadın ve çocuğu katletmiş; böylece cevabı en kanlı şekilde vermiştir.(10)
Sky News ise bu olayın kapsamındaki yayınlarında bir nebze olsun tarafsız kalmaya çalışmıştır. Platformdaki X hesabında, “Gazze Sağlık Bakanlığı, Gazze kentinde Baptist Hastanesi’ne düzenlenen saldırıda yüzlerce kişinin şehit olduğunu bildiriyor” ifadelerini kullanmış; ardından “Sky News bu bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadı” notunu düşmüştür.
Fakat önceki örneklerde görüldüğü üzere, Batı medyasının savaşla ilgili çoğu yayını, büyük oranda İsrail anlatısıyla uyumlu; Filistin anlatısıyla ise çelişkilidir. Bu durum, Batı medyasının övdüğü “tarafsızlık” ilkesiyle açık bir çatışma yaratmaktadır.
Bu noktada, bazı Batılı gazetecilerin ana akım yayın çizgisiyle tamamen uyumlu olmadığını kabul etmek gerekir. Ancak bu, genel medya yapısının bütünsel anlamda önyargılı ve “kara propaganda” olarak tanımlanan bir stratejiyle hareket ettiği gerçeğini değiştirmemektedir. Söz konusu propaganda, hedef alınan topluluğa yönelik öldürme ve baskıyı meşrulaştıracak psikolojik zemini hazırlamaktadır.
Ayrıca medya kuruluşları, İsrail anlatısını benimsemekle de yetinmemiş; ona karşı çıkan bazı sesleri de “susturmaya” yönelmiştir.
Bu bağlamda en dikkat çekici örneklerden biri, İngiliz The Guardian gazetesinin karikatürist Steve Bell’i, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki uygulamalarını eleştiren bir karikatür çizdiği için “antisemitizm” suçlamasıyla işten çıkarmasıdır.(11) Oysa aynı gazeteler, İslamî dini sembollere yönelik hakaret içerikli çizimleri “ifade özgürlüğü” olarak savunmaktadır.
Benzer biçimde, Amerikan MSNBC kanalı, savaşın başlamasından itibaren Müslüman kökenli üç önemli sunucusunu —Mehdi Hasan, Ayman Mohyeldin ve Ali Velshi— ekranlardan uzaklaştırmıştır.
Britanya’nın BBC kanalı ise Kahire ve Beyrut bürolarında çalışan altı Arap gazeteci hakkında, sosyal medya hesaplarında “Filistin yanlısı oldukları” gerekçesiyle soruşturma başlatmış; ayrıca bağımsız çalışan bir gazeteciyle iş birliğini durdurmuştur.(12)
Dolayısıyla, Batı medya kuruluşlarının, Gazze’de yürütülen soykırımı “İsrail’in kendini savunma hakkı” ve “Hamas tehdidini yok etme mücadelesi” şeklinde meşrulaştıran bir yaklaşımı benimsediğini söylemek abartı olmayacaktır. Bu yaklaşım, savaşın İsrailliler için varoluşsal bir tehdit olduğu söylemine odaklanmıştır.(13)
Tüm bu gelişmelerin ışığında birçok uzman, Batı medyasını Gazze’deki savaş suçlarına ortak olmakla ve İsrail ordusuyla aynı safta yer almakla suçlamıştır. Çünkü medya, İsrail’in saldırılarını aklamak için kamuoyunu yanıltmış, sivil hedeflere yönelik katliamları önemsizleştirirken, Hamas’ın saldırılarını bu katliamlara kılıf olarak sunmuştur. Böylece Batı medyası, zamanın büyük bölümünde İsrail’in yalan ve dezenformasyonlarını yeniden üretmiş; sürekli övündüğü gazetecilik ilkelerine aykırı bir tutum sergilemiştir.(14)
İsrail Anlatısının Batı Medyası Üzerindeki Hakimiyeti
Batı medyası “İsrail”i insanileştirir ve daima kanlı politikalarının görüntüsünü perdelemeye çalışır; çatışmaları bir soykırım değil, “meşru müdafaa” olarak tanımlar ve siyasal ile saha gerçekliklerini “İsrail” anlatısına göre yeniden üretir.
Bu durum özellikle 7 Ekim’den sonra “İsrail”in Gazze Şeridi’ne karşı yürüttüğü soykırım savaşının Batı medyasındaki sunumunda, önceki tüm Filistin-İsrail çatışma dönemlerine kıyasla çok daha belirgin şekilde ortaya çıktı. Büyük Batılı devletler sadece askerî destek sağlamakla kalmadı, aynı zamanda dünya kamuoyunu manipüle ederek “İsrail”e sempati kazandırmak için yoğun bir çarpıtma ve dezenformasyon kampanyası yürüttü. “Aksa Tufanı” operasyonunun başlamasından bu yana işgalci İsrail yönetimi pek çok asılsız haber yaydı ve bu haberler Batı medyası tarafından tekrar tekrar dolaşıma sokuldu.(15)
Buna karşılık Batı medyası, Filistinlilerin yaşadığı büyük insan kayıplarını tamamen göz ardı etti; adeta kaçınılmaz bir sonuç gibi sundu. Dahası, “kapı bekçisi teorisi”ni katı biçimde uygulayarak Filistin tarafından gelen hiçbir haberin geçmesine izin vermedi; ancak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden olumsuz haberler yayımlandı. Filistinliler ve mağdurlar hakkında ise sürekli “terörist” ifadesi kullanıldı.
Uzun zamandır “savaş kelimelerle başlar, kelimeler ve kurşunlarla devam eder ve yine kelimelerle biter” denir. Kelimelerle silahların arasında ise siyasal ve askerî propaganda, modern savaşlarda etkili bir araç olarak şekillenir. Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren propagandanın önemi ve gücü keşfedilmiş, İkinci Dünya Savaşı geniş bir propaganda laboratuvarına dönüşmüş, Soğuk Savaş ise yumuşak güç rekabetinin, algı ve inanç yönetiminin sahası olmuştur. ABD’nin Irak’a yönelik savaşları da propaganda ve medya savaşlarının geliştiği başka bir zemin teşkil etmiştir.
1990–1991 Körfez Savaşı’na ise “zaferin televizyon ekranlarında üretildiği ilk savaş” denmiş, televizyon savaşları milliyetçi bir drama hâline getirmiştir. 2023 İsrail–Filistin savaşı ise propaganda ve psikolojik harp açısından yeni ve farklı bir aşamayı temsil etmektedir.(16)
Bu çerçevede, “ateşkes – Ceasefire” ile “terörizm – Terrorism” kavramları bilinçli bir propaganda diliyle birbirine bağlanmış, bu da dil üzerinde ciddi bir tahrifat anlamına gelmiştir.(17)
İsrail anlatısının Batı’daki hâkimiyetinin bir diğer yansıması olarak, ABD’de Artforum dergisinin genel yayın yönetmeni David Velasco, Gazze’de ateşkes çağrısı yaptığı için görevinden alınmıştır. Aynı şekilde ateşkes talebinde bulunan herkes “antisemitizm”, “terörü destekleme” veya “en azından teröristlere sempati duyma” ile suçlanmaktadır. Berlin’de bugün “soykırımı durdurun” sloganı dahi yasadışıdır.
İngiltere’de ise bakan yardımcısı Paul Bristow, ateşkes çağrısı yaptığı için görevden uzaklaştırılmıştır. Hatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres bile bu suçlamalardan nasibini aldı; İsrail’in BM Daimî Temsilcisi Gilad Erdan, Guterres’in “terörü ve cinayetleri meşrulaştırdığını” söyledi ve BM yetkililerine İsrail vizesi verilmeyeceğini açıkladı.(18)
Bununla birlikte, Yahudiliği Siyonizmle karıştırmaya karşı çıkan yüksek Yahudi seslerine rağmen, antisemitizm suçlaması bugün Batı ve İsrail medyasının Filistin halkının haklarını —yaşama hakkı dâhil— savunan herkese yönelttiği en yaygın propaganda silahı hâline gelmiştir. Bunu bugün Gazze Savaşı’nda açıkça görmekteyiz.
Batı medyasının yaptığı en tehlikeli şey ise, İsrail anlatısıyla tamamen bütünleşmesi, onu içselleştirmesi ve savunmasıdır. Tel Aviv’in, Filistin direnişinin “Aksa Tufanı” operasyonunu 2001’de ABD’de gerçekleşen 11 Eylül saldırılarına benzetme çabasını benimsemiş; yaşananları İsrail’e karşı bir “Holokost” veya “terör saldırısı” olarak sunmuştur. Sanki ortada bir işgale karşı direniş yokmuş, ya da 75 yıldır Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de işgalin uyguladığı adaletsiz ve suç niteliğindeki politikalara bir tepki yokmuş gibi. Batı medyasının büyük bölümü İsrail’in vahşi uygulamalarını meşru müdafaa olarak göstermiş; halkların işgale karşı direnme hakkını görmezden gelmiştir.(19)
Görülen bir diğer husus ise, İsrail anlatısını destekleyen ve işgal ordusunun hedeflerini yükseltmesini, konutları ve hastaneleri bombalaması karşısında oluşabilecek tepkileri azaltmasını sağlayan terimlerin sürekli biçimde kullanılmasıdır. Bu çaba, dünya kamuoyunu İsrail’in kendini savunduğuna ve Filistin halkına saldırmadığına inandırmayı amaçlamaktadır.
Batı medyası ayrıca, siyasi yetkililerin Gazze’ye yönelik savaşın meşrulaştırılması için kullandığı ifadeleri sıkça yaymıştır. Oysa on binlerce şehidin, on binlerce yaralının ve eşi benzeri görülmemiş bir insani felaketin yaşandığı bu savaşın mağdurlarının büyük çoğunluğu “sivil”dir; özellikle de çocuklar ve kadınlardır — Batılı tanımlamayla.(20)
Bu ikiyüzlülüğü Fransız gazetesi Le Monde, 10 Aralık 2023 tarihli başyazısında şöyle özetledi: İsrail’in meşru müdafaa hakkı artık “her şeyi yok etme hakkı”na dönüşmüştür. Nitekim İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail’in “insan hayvanlarla” karşı karşıya olduğunu ve buna göre hareket edeceğini söylemiş; bunun sonucunda Hamas’ı yok etme stratejisi her yerde ölümü yaymaya, hastaneleri bombalamaya ve yüz binlerce insanı açlığa sürüklemeye dönüşmüştür.(21)
Uluslararası hukuka göre ise “İsrail” bir işgalci devlettir, bu nedenle kendini savunma hakkına sahip değildir. Çünkü Gazze uluslararası hukuk bakımından bir devlet değildir ve bağımsız bir statüsü bulunmamaktadır. Gazze, “işgal altındaki toprakların” bir parçasıdır.
Dolayısıyla CNN, BBC gibi büyük televizyon kanallarının haber başlıkları hukuken yanıltıcı ifadeler kullanmakta ve Batı’nın siyasi tutumlarını yansıtmaktadır.
Bu bağlamda, işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları durumuyla ilgili özel raportör Francesca Albanese, İsrail’in Gazze’de kendini savunma hakkına sahip olmadığını açıkça ifade ederek, 7 Ekim’de Hamas ve diğer Filistinli grupların düzenlediği saldırıya verilen askerî karşılığın, İsrail topraklarını ve vatandaşlarını savunmanın ötesine geçtiğini belirtmiştir.(22)
Mayıs 2022’de üç yıllığına görevine başlayan Albanese şöyle açıklamıştır:
“İsrail’in BM Şartı’nın 51. maddesine dayanarak ileri sürdüğü meşru müdafaa hakkı tamamen nettir. Bu hak ancak bir devletin başka bir devlet tarafından saldırıya uğraması durumunda geçerlidir. Dolayısıyla saldırıyı püskürtmeye yönelik önlemler, saldırının şiddetine ve kapsamına göre olmalı ve orantılı davranılmalıdır.”(23)
Batı medyasının başvurduğu bir başka söylem ise, İsrail’i çevresi otoriter rejimlerle dolu coğrafyada tek demokratik devlet olarak sunma çabasıdır. Ekonomik ve teknolojik olarak üstün; farklı unsurları liberal, çoğulcu ve istikrarlı bir demokratik projede eritmiş; sonuçta askerî olarak da üstün bir ülke olduğu tezi sürekli dolaşıma sokulmaktadır. Bu söylem, bugün pek çok açıdan sorgulanan bir mitin ayakta tutulması çabasıdır.(24)
Araştırmacı gazetecilik platformu The Grayzone ise, birçok Batı medya kuruluşunun İsrail liderlerinin Gazze’de işledikleri suçlara ilişkin açıkça ırkçı ve vahşi ifadelerini sistemli biçimde sildiğini, bunları haberlerinden çıkardığını ortaya koymuştur. Bu durum, İsrail’in suçlarını örtmek amacıyla gazetecilik mesleğinin utanç verici bir istismarıdır.(25)
Bazı sağcı medya kuruluşlarının —özellikle “Fox News” gibi— İsrail söz konusu olduğunda gösterdiği kör yanlılık, ideolojik olarak İsrail’e duyulan derin ve koşulsuz destekle birleşince, bu platformların yayınları bazen bizzat İsrail medyasının Araplara ve Filistinlilere yönelik ırkçı politikaları hakkında söylediklerinden bile daha kötü bir hâl almıştır. Bu durum, Gazze’de, Batı Şeria’da, Filistin’in 1948 topraklarında ve diasporada yaşayan Filistinlilere yönelik tutumlarında açıkça görülmektedir.
Genel olarak Batı medyası, Filistinlileri “terörist” olarak tasvir ederken, İsrail’in siyasetini, demokrasisini ve Amerika ile Batı değerlerine yakınlığını abartılı bir güvenle över.
Bu nedenle, İsrail propagandası —Filistinliler ve onların haklarına dair söylemler— özellikle Amerika’da, yazılı ve görsel resmî medyada çok sayıda destekçi bulmaktadır. Öyle ki, herhangi bir Amerikan başkanı dünyanın herhangi bir Arap ülkesinden bahsettiğinde, konuşmasının merkezine İsrail’i ve onun güvenliğini yerleştirmektedir. Bu durum, İsrail propaganda söyleminin Amerikan bilincine ve bilinçaltına ne derece işlemiş olduğunu göstermektedir.(26)
Hatta mesele daha da ileri giderek, İsrail’i eleştiren herkesin antisemitizmle ve Yahudi düşmanlığıyla suçlanmasına kadar vardırılmaktadır. Bu suçlamaların çoğu temelsiz ve insanlık dışı olmasına rağmen, Amerika’da son yıllarda Filistin anlatısına yer veren bazı medya platformları ve sesler de ortaya çıkmıştır. Ancak bunlar, Amerikan resmî siyasetinde geniş nüfuza sahip güçlü lobiler —örneğin AIPAC— tarafından desteklenen hâkim söylemin karşısında hâlâ zayıf görünmektedir. Buna rağmen bu platformlar önemlidir ve bunların güçlendirilmesi için resmî ve sivil Arap girişimlerinin etkin rol oynaması gerekmektedir.(27)
Ayrıca Batı medyasının en dikkat çeken yönlerinden biri de, İsrail’in bu savaşta işlediği soykırım suçlarını ve İsrail’in onlarca yıldır Filistin halkına ve Arap halklarına uyguladığı yıkımı örtbas etmesidir. İsrail içindeki savaş söylemi bütün seviyelerde güçlendirilmiş; müttefiklerinde de benzer bir şekilde “İsrail halkının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu” ve “dünyadaki bütün Yahudilerin tehdit altında bulunduğu” anlatısı sürekli işlenmiştir.
Batılı liderler de, İsrailli liderlerin söylemlerini tekrar ederek Hamas’ı DEAŞ’a benzetmektedir. Bu bağlamda Batı dünyasının resmî kurumları, savaşın ilk gününden itibaren koşulsuz bir şekilde İsrail’in yanında yer almış; bunun da ötesine geçerek İsrail’le birlikte fiilen savaşın bir tarafı hâline gelmiştir. ABD’nin donanmalarını ve askerî kuvvetlerini bölgeye göndermesi, askerî mühimmat sevkiyatı yapması bunun açık göstergesidir.
İsrail’in tutumuna tam uyum sağlayan bu yaklaşım, Batılı liderlerin işgal altındaki topraklara adeta akın ederek İsrail’e desteklerini tek tek ilan etmelerinde vücut bulmuştur. Hepsi “İsrail’in kendini ve halkını savunma hakkı” sloganını öne çıkarmış; fakat İsrail’in gerçekte Filistin halkına karşı bir soykırım yürüttüğüne hiç değinmemiştir. Aynı zamanda Filistin halkının direniş hakkını suç sayarak, işgal altındaki Filistinlilerin korunması gerektiğini tamamen görmezden gelmişlerdir. Zira Filistin halkı bugün ya vatanı dışında mülteci durumundadır ya da kendi vatanında esaret altında yaşamaktadır; vatanı ve toprağı elinden alınmış bir halktır.
Filistin Direnişi ve Liderlerinin Şeytanlaştırılması
Batı medyası, direniş hattına karşı tam bir yasak uygulamakta ve onun anlatısını ve sembollerini zayıflatmayı hedeflemektedir. Direnişi milisler olarak adlandırmakta veya El Kaide ve DEAŞ ile ilişkilendirmekte; direnişçilerin insani boyutunu yok sayarak etkilerini zayıflatmakta ve direniş ile liderlerini, yaşanan felaketlerin ve yıkımın asıl nedeni olarak sunmaktadır. Tüm bunlar, düşmanı şeytani ve sömürgeci bir güç olarak göstermemek ve İsrail siyasi ve askeri liderlerine daha geniş bir alan açmak, İsrail’i de “kendini savunan” bir güç olarak göstermek amacını taşımaktadır.
İsrail’in “terör” kavramı üzerinden yürüttüğü terminoloji savaşı çerçevesinde, Filistin direnişinin tüm biçimleri terör eylemi olarak sunulmaktadır. Bu terim, sivil Filistinliler ile İsrail ordusu arasındaki orantısız çatışmaları ve hatta barışçıl direniş biçimlerini, örneğin İsrail’e ekonomik boykot çağrılarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. “Terör” kelimesi, 1993’te Oslo Anlaşmaları ile birlikte hız kazanmıştır; çünkü bu anlaşmalar “barış süreci” olarak adlandırılmış ve İsrail yerleşimlerinin Filistin devleti için ayrılmış alanlara doğru genişlemesine olanak tanımıştır; bu durum ise direnişin devam etmesine yol açmıştır.(28)
Süregelen işgal altındaki topraklardaki savaşta, direniş ve Filistin halkını hedef alan en şiddetli dezenformasyon saldırılarından birine tanık olduk; bu durum Batı medyasında birçok sahte haberin yayılmasına neden oldu. Örneğin, yukarıda da belirtildiği gibi, bebeklerin başlarının kesildiğine dair iddialar gündeme gelmiştir.(29)
Medyanın etkisinin ana unsurlarından biri “çerçeveleme”dir; yani haberin nasıl sunulduğu ve seçildiği, izleyicinin algısını büyük ölçüde etkileyebilir. Filistinli direnişçiler söz konusu olduğunda, Batı medyası onları özgürlük savaşçısı olarak değil, “terörist” olarak sunmaktadır. Bu çerçeve, önyargılı raporları belirler ve “Tufan Operasyonu” sırasında, direnişçiler çocuk öldüren ve sivilleri kaçırıp işkence yapan kişiler olarak gösterilmiştir.(30)
Meşru direnişi terör olarak tanımlamak, onu hukuki ve insani olarak meşru bir direniş eyleminden, El Kaide veya DEAŞ gibi diğer ölüm timlerinin eylemlerine eşdeğer bir suç olarak göstermektedir. Bu yaklaşım, direnişi insani boyutundan arındırmayı ve onu vahşi, saldırgan ve barbar bir eylem olarak sunmayı hedefler; böylece bu mantık, Filistinlileri “barbar ve insanlık dışı” olarak tanımlayan resmi Siyonist anlatıyla tamamen örtüşmektedir ve soykırım eylemlerini meşrulaştırmaktadır.(31)
Bu, Batı medyasının sistematik ve yaygın olarak uyguladığı bir politika olarak, Filistin direnişçilerini şeytanlaştırmakta ve insanlıklarından arındırmaktadır. Bu tür bir sunum, sadece önyargıları pekiştirmekle kalmaz, aynı zamanda Batı kamuoyunun Filistin davasına empati duymasını da zorlaştırır.(32)
Başka bir deyişle, “Tufan Operasyonu” terör olarak sunulmuş ve bu söylem, çoğu Batı lideri ve medya organı tarafından tekrar edilmiştir. Operasyondan sonra Filistinli savaşçılar, terörizm tezini besleyen bir dizi kavram, kelime ve rol matrisine oturtulmuştur; bu propaganda matrisi ise birkaç aşamada gelişmiştir:(33)
İlk aşama: Olayın “yeni bir Holokost” olarak sunulması; Batı’nın Nazi ve Holokost hafızasına hitap etmek amacıyla.
İkinci aşama: Hamas ve savaşçılarının El Kaide ile ilişkilendirilmesi; 11 Eylül 2001’in ABD’deki travmalarını hatırlatmak ve Amerikan vatandaşları ile İsrailliler arasında empati ve saflaşma yaratmak.
Üçüncü aşama: Gazze’ye yönelik bombardımanın artmasıyla birlikte Hamas’ı DEAŞ ile ilişkilendiren mesajların yayılması; CNN ve Fox News, Filistinli savaşçıları terörist olarak sunarken, Washington Post ve BBC onları radikal ve silahlı gruplar olarak tanımlamıştır.
Eğer bazı ülkelerdeki medya birazcık da olsa profesyonellik, tarafsızlık ve denge gösterseydi, bu iddialar ve suçlamalar kanıtlanmamış söylentiler olarak kalmazdı. Buradaki yetkililerin sözleri, doğal ve normal söylentilerden farklı olarak, belgelenmiş ve konuşmacı tarafından teyit edilmiştir.(34)
Buna karşılık, Batı medyası —özellikle ABD medyası—, çatışmanın diğer tarafının anlatısını izleyiciye sunmaktan kaçınmıştır. Direnişin tutumunu güçlü bir şekilde savunan taraflar davet edilmemiştir; hatta Filistin davasını savunan tanınmış gazeteciler, örneğin Britanya-Amerikalı yazar Mehdi Hasan, İsrail politikalarını eleştirirken, Filistin halkının işgalcilere karşı direniş hakkını da savunmuş; direnişi “korkunç eylemler” olarak tanımlayarak, Amerikan medyasında “tarafsızlık” göstermeye çalışmıştır.
ABD medyası, Filistin otoritelerini davet ettiğinde, önce “soruşturma mahkemesi” gibi bir tavırla onlardan Hamas saldırısını kınamalarını talep etmiş; oysa işgal yanlısı destekçilere ilk görüşmelerinde İsrail’in işlediği suçları kınlamaları hiç istenmemiştir. Bu noktaya, Filistin’in İngiltere Büyükelçisi Hussam Zomlot, birçok medya röportajında dikkat çekmiştir.(35)
İsrail tarafında yaşanan olaylara ayrılan haber hacminin, Filistin tarafına ayrılan hacimden daha büyük olduğu ve bunun haberleri dengesiz hale getirdiği belirtilmelidir. İsrail bakış açısına daha fazla odaklanılması, bu raporların Filistinli direnişçilerin temel nedenlerini ve mağduriyetlerini anlamaya yeterli alan bırakmamasına yol açmaktadır.(36)
Kesin olarak belirtmek gerekir ki, çatışma hakkında sürekli olarak yayılan yanıltıcı anlatılar, sıradan vatandaşların bakış açılarını ve eğilimlerini etkilemektedir.
ABD merkezli NPR medya kuruluşunun yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre, Amerikalıların üçte ikisi şu anda “Hamas’a karşı savaşında İsrail’i güçlü bir şekilde destekleme” fikrini onaylamaktadır; bu kişiler, liderlerini ve medyalarını “çocukların başlarını kesen teröristler” hakkında konuşurken izlemişlerdir.
Ancak, bu oranın daha genç kuşaklarda düştüğü belirtilmelidir; Z Kuşağı (1990’ların ortalarından 2010 yılına kadar doğanlar) arasında yalnızca %48, ABD’nin işgalci devlete askeri destek vermesini onaylamaktadır.(37)
Farklı sosyal medya platformlarının, Filistin’de yaşanan gerçekleri, her ne kadar farklı biçimlerde olsa da, aktarma imkânı sayesinde, haber tüketicileri medyanın bu konuyu nasıl sunduğunu eleştirel bir şekilde analiz edebilir ve daha kapsamlı ve doğru bir anlayış elde etmek için çeşitli kaynaklardan bilgi arayabilirler.(38)
Tarafsız Kaynakların Rolünün Yükselişi
Amerikalı siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı John Joseph Mearsheimer, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararının sonuçlarının İsrail ve ABD’ye zarar vereceğini ve itibarlarına kalıcı bir leke çarpacağını, çünkü belgelerin Tel Aviv ve onun soykırım ortağına yönelik ciddi bir suçlamayı içerdiğini belirtmektedir.
Bu durum, mahkemeye kararın gerekçelerini sağlayan tarafsız kaynakların rolünü göstermektedir; uzun süre Batı medyasında İsrail’in dezenformasyon ve manipülasyonunun hakim olduğu bir dönemin ardından, bu kaynaklar güvenilir raporlar sunarak medya önyargılarını azaltmış, propaganda ile mücadele etmiş ve savaşın sorumlularını ifşa etmiştir. Bu da, bu kaynakların rollerinin ve etkilerinin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Çoğu Batı medyasında İsrail yanlısı ve profesyonel olmayan haberlerin kapsaması, birçok gazeteci ve medya çalışanının tepkisini ve hoşnutsuzluğunu uyandırmıştır; 750’den fazla gazeteci, onlarca Batı medya kuruluşundan, Gazze’de İsrail’in gazetecileri öldürmesini kınayan ve Batı medyasının haber kapsamını eleştiren açık bir mektubu imzalamıştır.
Mektupta şunlar belirtilmiştir: “Haber odaları, Filistin’deki etnik temizliği meşrulaştırmak için kullanılan insanlık dışı dilden sorumludur.” Mektubu Reuters, Los Angeles Times, Boston Globe ve Washington Post gibi medya çalışanları imzalamıştır.(39)
Bu mektup, Batı medyası haber odalarındaki bölünmeleri ve hayal kırıklıklarını ortaya koymakta ve tarafsızlığa bağlı kalmak için güçlü bir çağrı ve risklerle dolu cesur bir adım olarak değerlendirilmektedir; zira bazı gazeteciler, farklı siyasi tutumlar benimsedikleri için Batı medyasından çıkarılmıştır.
Ayrıca, taraflılığın sadece Batı medyasında kalmadığı, sosyal medya platformlarını da kapsadığı belirtilmelidir; bu platformlar Filistin yanlısı ve İsrail saldırılarını eleştiren içeriklere karşı keyfi önlemler almıştır.
Facebook, Filistin davasını destekleyen 795 binden fazla gönderiyi rahatsız edici ve yasa dışı olarak nitelendirerek silmiş ve Filistin yanlısı büyük sayfaları kapatmıştır. Buna rağmen, sosyal medyada Batı medyasının ve Gazze’deki insan hakları ihlalleri ile suçlara yönelik tutumunu eleştiren geniş tartışmalar devam etmiştir. Etkili sesler bu platformlarda, Batı medyasının uyguladığı çifte standardı ortaya koymuş ve İsrail’in Gazze’deki ihlallerini, suçlarını ve katliamlarını ifşa etmiştir.(40)
Geleneksel medyanın olayları çerçeveleme ve halka açıklama liderliğini kaybettiği, buna karşılık olayları takip eden sosyal medya araçlarının rol ve etkisinin arttığı görülmektedir.(41)
Savaş muhabiri David Patrikarakos, “140 Karakterde Savaş: 21. Yüzyılda Sosyal Medyanın Çatışmayı Nasıl Şekillendirdiği” adlı kitabında, Hamas ve İsrail arasındaki askeri mücadelenin önceden belirlenmiş olduğunu, çünkü Hamas’ın İsrail ordusunu yenemeyeceğini ve İsrail ordusunun Hamas’ı ortadan kaldıramayacağını belirtmektedir. Bu nedenle daha geniş mücadele bilgi savaşıdır; sosyal medyada paylaşılan içerikler büyük duygusal bir güç taşımaktadır, çünkü bu paylaşımları yapanlar ön cephede bulunmakta ve derin kişisel hikâyeler anlatmaktadır, oysa resmi medya veya sosyal medya sözcüleri istatistikleri sert bir şekilde sunmaktadır; dolayısıyla rekabet bulunmamaktadır.(42)
Kasım 2023’te Washington Post gazetesinin yaptığı bir çalışma, TikTok, Instagram ve Facebook platformlarında Filistin yanlısı etiketlerin İsrail yanlısı etiketlerden çok daha fazla kullanıldığını ortaya koymuştur; “Özgür Filistin” etiketi, Facebook’ta “İsrail’i Destekleyin” etiketinden 39 kat, Instagram’da ise 26 kat daha fazla kullanılmıştır. Bu durum, sosyal medyanın etkisinin artmasına katkı sağlamıştır; zira İsrail, birçok yabancı muhabirin Gazze’ye bağımsız şekilde girişine izin vermemekte, yalnızca çok sınırlı sayıdaki muhabirler istisnai olarak ve özel koşullara tabi olarak İsrail birlikleriyle birlikte girebilmektedir.(43)
Film yapımcıları, öğrenciler, fotoğrafçılar, vatandaş gazeteciler ve sosyal medyada içerik paylaşan yazarlar, Gazze’ye yönelik bombardımanın yoğunlaşmasıyla paylaşımlarının arttığını gözlemlemiştir. Brookings Enstitüsü’nde yeni teknolojilerin etkisini inceleyen baş araştırmacı Valerie Virtschafer, bunun büyük bir etkiye sahip olduğunu belirtmiş, cep telefonlarının insanları bilgiye demokratik erişim sağlayan medya kanallarına dönüştürdüğünü ve özellikle gazetecilerin ulaşamadığı yerlerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurgulamıştır.(44)
Uluslararası kuruluşlar, savaşlar sırasında bilgilerini çeşitli kaynaklardan elde etmektedir; bunlar şunlardır:(45)
Saha Muhabirleri ve Araştırmacılar:
Saha muhabirleri ve araştırmacılar, olayları doğrudan gözlemleyerek ve röportajlar yaparak bilgi toplarlar.
Hükümetler ve Yerel Yetkililer:
Resmî veriler ve istatistikler sağlayarak bilgi aktarırlar.
Sivil Toplum ve STK’lar:
İnsani yardım ve insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları.
Görgü Tanıkları ve Mağdurlar:
Tanıklıkları belgelenen kişilerdir.
Saha Soruşturmaları ve Değerlendirmeler:
Uzman ekipler tarafından gerçekleştirilen saha soruşturmaları ve durum değerlendirmeleri.
Açık Kaynaklar (Open Sources):
İnternet üzerinden erişilebilen açık bilgiler.
Araştırma Raporları ve Akademik Çalışmalar:
Uzman ve güncel bilgiler sağlayan araştırma ve akademik kuruluşların raporları.
Soru: Uluslararası bilgi kaynaklarının, savaş sırasında uluslararası kuruluşların işleyişi üzerindeki etkisi nedir?
Bu soruya yanıt olarak, bu kaynakların rollerini şöyle özetleyebiliriz:(46)
Sivil Toplum ve STK’lar:
Uluslararası kuruluşlara insani acıyı hafifletmeye yardımcı olacak gerçekler ve kanıtlar sağlar, insani yardımın ulaştırılması için uluslararası baskı uygularlar.
Suçları ve ihlalleri belgelendirir, uluslararası mahkemeler ve insan hakları örgütleri için hukuki ve soruşturma süreçlerini desteklerler.
Saha Muhabirleri ve Araştırmacılar:
Olayları ve ihlalleri belgeleyerek uluslararası kuruluşlara ve insan hakları örgütlerine güvenilir bilgi ve kanıt sağlarlar.
Çelişkili anlatıları ortaya çıkararak, uluslararası kuruluşların olaylara daha net ve tarafsız bakmasını sağlarlar.
Savaş Bölgesindeki Hükümetler ve Yerel Yetkililer:
Savaş nedeniyle ortaya çıkan insani kriz hakkında bilgi aktarır, uluslararası kuruluşlar ve STK’larla koordinasyon sağlayarak yardımların en çok ihtiyaç duyulan bölgelere ulaşmasını temin ederler.
Görgü Tanıkları ve Mağdurlar:
İhlalleri belgeleyip uluslararası kuruluşlara güçlü kanıtlar sağlar.
Tanık ve mağdur ifadeleri, uluslararası hesap verebilirlik ve sorumluluk süreçlerinde temel kanıt niteliği taşır.
Saha Soruşturmaları ve Değerlendirmeler:
Bombardıman sonucu oluşan zararları ve yaralanmaları belgeleyerek insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerine dair ayrıntılı belgeler sağlar.
Kapsamlı zarar değerlendirmeleri, insan kayıpları, zorunlu göç ve Gazze’deki insani durumun etkilerini belgeler.
Açık Kaynaklar:
Medya raporları, işgal altındaki Gazze’ye yönelik savaşı durdurmak ve insani yardımların ulaşmasını sağlamak için uluslararası baskıyı artırmıştır.
Halk ve medya baskısı, uluslararası kuruluşların daha hızlı hareket etmesini teşvik etmiştir.
İnternet üzerinden belgelenen bilgiler ve raporlar, uluslararası soruşturmalar için kanıt ve tanıklık sağlamıştır.
Raporlar ve Araştırma Çalışmaları:
Raporlar ve araştırmalardaki bilgiler ve kanıtlar, uluslararası kuruluşların karar ve uygulamalarını yönlendirmeye yardımcı olmuştur.
Bu raporlar ve araştırmalar, uluslararası düzeyde soruşturma ve hesap verebilirlik süreçleri için önemli bir temel oluşturmuştur.
Uluslararası bilgi kaynakları, İsrail’in anlatıyı kontrol etme gücünü azaltmada şu şekilde etkili olmuştur:(47)
- Doğru ve güvenilir raporlar sunmak.
- İhlalleri ve suçları belgelemek.
- İnsani yardımları yönlendirmek.
- Müzakerelerdeki karmaşıklıkları ve hassas noktaları anlamak.
- Küresel kamuoyunu şekillendirmek.
- Medya yanlılıklarını azaltmak.
- Propaganda ve yanıltmayı karşılamak.
- Savaş suçlarına karışanları ifşa etmek.
- Siyasi öneriler sunmak ve bunları medyada yayımlamak.
Buna göre, uluslararası kuruluşlar Gazze’ye tarafsız ve adil bir şekilde yaklaşmasa da, tarafsız medya onun kurtarılmasına katkıda bulunmuştur; Batı ve İsrail’in anlatıyı kontrol etmesini engelleyerek, saha verileri, belgeler ve bilimsel araştırmalara dayanan Filistin anlatısını dayatmıştır. Bu durum, kısmen propaganda ve manipülasyon matrisinden uzaklaşılmasını sağlamıştır.
Savaşın başlangıcından itibaren, askeri çatışmayı görüntü savaşı izlemiştir; Gazze’deki saha, askeri ve insani duruma dair yoğun şekilde fotoğraf ve video paylaşılmıştır. Bu materyaller, Gazze halkı veya UNRWA gibi uluslararası örgüt çalışanları tarafından çekilmiş ve sosyal medyada yayılmıştır. Hükümetler, liderler ve siviller dahil herkesin erişimine açık olan bu belgeler, gerçek deliller olmuş, İsrail’in anlatısındaki yanıltmayı ve Batı’daki manipülasyonu ifşa etmiş ve Filistin anlatısının canlı görüntüler ve görgü tanıklarıyla karşılaştırılması yoluyla çerçevesini oluşturmuştur.(48)
Ancak asıl zorluk şimdi, bu propagandaların Filistinlileri terörist ve antisemitik olarak tasvir etmede gösterdiği göreli başarıdır; bu durum, Batı başkentlerinde Filistin davasını destekleyen gösteriler yerine karşıt gösterileri kışkırtmak için kullanılmaktadır.
Sonuç:
Filistinlilere karşı yürütülen İsrail savaşlarında hiç benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıyayız; bu, Filistin halkına yönelik bir İsrail soykırımı savaşıdır. Arap resmi pasifliği, Batı-İsrail ittifakı, uluslararası çaresizlik ve BM’nin rolünün engellenmesi eşlik etmektedir; bu durum, Batı sömürgeciliği ve yerli halkların soykırımı dönemini hatırlatan bir olgudur.
Askeri savaşla eş zamanlı olarak, İsrail propagandası ve psikolojik savaş yürütülmüş, bazı Arap ve Batı medya organlarının kayda değer bir taraflılık veya sessizliği ile birlikte bu durum işbirliği kategorisine girebilmektedir.(49)
Buna dayanarak, Filistinlilerin ve Arapların, özellikle Avrupa’daki medya “kapı ve pencerelerinde”, tarihî ve siyasi anlatılarını yaymaya devam etmeleri gerekmektedir; bu anlatı, onların baskı altında yaşayan bir halk olduğunu, yasadışı ve saldırgan bir işgal altında bulunduğunu ve uluslararası temel hukuk kurallarına aykırı olduğunu göstermelidir. Bu çaba, Avrupa kültürlerini bilmek ve meseleyi insancıl bir çerçevede sunmayı gerektirir.(50)
1. Nabil Rehâni: Batı Medyası “El-Aksa Fırtınası” Eşiğinde, Al Jazeera Net Sitesi, https://short-link.me/JZM1
2. Nadia El-Anani: Batı Medyasının Gazze Savaşı Karşısındaki Tutumları, Uluslararası Politika Dergisi, https://www.siyassa.org.eg/News/19726.aspx
3. Abdülrahman Abu El-Ala: Direnişi “Şeytanlaştırmanın” Üstünde Hiçbir Ses Yok… El-Aksa Fırtınası Batı Medyasını Açığa Çıkardı mı?, https://short-link.me/JZMC
4. Abdülrahman Abu El-Ala: Direnişi “Şeytanlaştırmanın” Üstünde Hiçbir Ses Yok… El-Aksa Fırtınası Batı Medyasını Açığa Çıkardı mı?, https://short-link.me/JZMC
5. Nadia El-Anani: Batı Medyasının Gazze Savaşı Karşısındaki Tutumları, Uluslararası Politika Dergisi, https://www.siyassa.org.eg/News/19726.aspx
6. Abdülrahman Abu El-Ala: Direnişi “Şeytanlaştırmanın” Üstünde Hiçbir Ses Yok… El-Aksa Fırtınası Batı Medyasını Açığa Çıkardı mı?, Britain in Arabic sitesi, X platformu, https://x.com/TheUKAr?ref_src=twsrc%5Egoogle%7Ctwcamp%5Eserp%7Ctwgr%5Eauthor
7. “BBC”, Gazze Savaşıyla İlgili Tutumları Nedeniyle Gazetecileri Sorguluyor, El-Şark El-Awsat, 16 Ekim 2023
8. Nadine Matar: Batı Medyasının İsrail’in Hikâyesini Desteklemedeki Rolü, RAA Stratejik Araştırmalar Merkezi, https://rcssegypt.com/15416
9. Basem Tuwisi: 2023 Gazze Savaşı’nda Propaganda: İsrail Hikâyesini Nasıl Kaybetti?, Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezi, https://short-link.me/J-8q
10. Isabella Hammad ve Sahar Hanidi: Filistinlilere Karşı İsrail Terim Savaşında Dilin Kullanımı, Çeviri: İbrahim Fargali, Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezi, https://short-link.me/J-7d
11. Isabella Hammad ve Sahar Hanidi: Filistinlilere Karşı İsrail Terim Savaşında Dilin Kullanımı, Kaynak Önceki
12. Dr. Esma El-Husseini: Batı Medyasının Gazze’ye Yönelik İsrail Saldırısını Çift Taraflı Ele Alması, Bilgi ve Karar Destek Merkezi – Bakanlık, https://www.idsc.gov.eg/Article/details/8970
13. Muaz El-Khatib: Gazze Savaşı ve İsrail’in Kendini Savunma Hakkı, Al Jazeera Net Sitesi, https://short-link.me/J-a3
14. BM Raportörü: İsrail İşgal Gücü ve Gazze’de Kendini Savunma Hakkı Yok, https://short-link.me/J-ay
15. Netanyahu’nun Çıkmazı mı Yoksa Rejim Krizi mi? “El-Aksa Fırtınası” İsrail Projesini Sarstı, Al Jazeera, https://short-link.me/J-bI
16. Dr. Esma El-Husseini: Batı Medyasının Gazze’ye Yönelik İsrail Saldırısını Çift Taraflı Ele Alması, Kaynak Önceki
17. Atef El-Shaer: İsrail ve Batıdaki İmajı, ABD ve Avrupa Medyası Arasında, Arap Medya Özgürlükleri ve Kalkınma Araştırmaları Merkezi, https://www.ilam-center.org/article.aspx?id=440
18. Isabella Hammad ve Sahar Hanidi: Filistinlilere Karşı İsrail Terim Savaşında Dilin Kullanımı, Kaynak Önceki
19. Gerçeklerin Çarpıtılması… Batı Medyası Filistinlileri ve Direnişi Şeytanlaştırmak İçin Nasıl Çalışıyor?, TRT Arapça, https://short-link.me/K15O
20. Batı Medyası ve Filistin Direnişinin Şeytanlaştırılması, Kaynak Önceki
21. Mohamed Hanid: “Hamas Teröristtir” ve Direnişin Öldürülmesi, https://short-link.me/K1a9
22. Batı Medyası ve Filistin Direnişinin Şeytanlaştırılması, Kaynak Önceki
23. Basem Tuwisi: 2023 Gazze Savaşı’nda Batı Medyasının Kapsaması: Post-Gerçeklik Çağında Savaş, Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezi, https://short-link.me/J-9a
24. Gerçeklerin Çarpıtılması… Batı Medyası Filistinlileri ve Direnişi Şeytanlaştırmak İçin Nasıl Çalışıyor?, TRT Arapça, https://short-link.me/K15O
25. Hamed Ezzat: “Yasaklı Keffiyeh”… Neden Batı Medyası Filistin Direnişine Savaş Açtı?, Mيدان Sitesi, https://short-link.me/K15d
26. Batı Medyası ve Filistin Direnişinin Şeytanlaştırılması, Kaynak Önceki
27. Mohamed Ezzat: “Yasaklı Keffiyeh”… Neden Batı Medyası Filistin Direnişine Savaş Açtı?, Kaynak Önceki
28. Batı Medyası ve Filistin Direnişinin Şeytanlaştırılması, Kaynak Önceki
29. Dr. Esma El-Husseini: Batı Medyasının Gazze’ye Yönelik İsrail Saldırısını Çift Taraflı Ele Alması, Bilgi ve Karar Destek Merkezi – Bakanlık, https://www.idsc.gov.eg/Article/details/8970
30. Dr. Esma El-Husseini: Batı Medyasının Gazze’ye Yönelik İsrail Saldırısını Çift Taraflı Ele Alması, Kaynak Önceki
31. Dr. Yaser Abdulaziz: Arap Medyasının Gazze Savaşındaki Eksiklikleri, El-Şark El-Awsat, 11 Aralık 2023
32. Tarek El-Shami: “Sosyal Medya” Geleneksel Medyanın Gazze Savaşındaki Liderliğini Nasıl Aştı?, Independent Arabia, https://short-link.me/Mnc7
33. Tarek El-Shami: “Sosyal Medya” Geleneksel Medyanın Gazze Savaşındaki Liderliğini Nasıl Aştı?, Kaynak Önceki
34. Tarihi Atılım – Tarafsız Kaynakların Savaş Hikâyesi Üzerindeki Kontrolü, Çalışma Raporu – Union for Research and Development Merkezi, Beyrut, 28 Mayıs 2024
35. Tarihi Atılım – Tarafsız Kaynakların Savaş Hikâyesi Üzerindeki Kontrolü, Kaynak Önceki
36. Savaş Hikâyesi Üzerinde Tarafsız Kaynaklar Nasıl Kontrol Sağladı?, Al-Khandaq Sitesi, https://short-link.me/K6Pk
37. Tarihi Atılım – Tarafsız Kaynakların Savaş Hikâyesi Üzerindeki Kontrolü, Kaynak Önceki
38. Dr. Nasim El-Khouri: Gazze Savaşında Stratejilerin Kesişimi, Lübnan Ordusu Resmî Sitesi, https://short-link.me/Mnfm
39. Atef El-Shaer: İsrail ve Batıdaki İmajı, ABD ve Avrupa Medyası Arasında, Kaynak Önceki
40. Nadine Matar: Batı Medyasının İsrail’in Hikâyesini Desteklemedeki Rolü, RAA Stratejik Araştırmalar Merkezi, Kaynak Önceki
41. Basem Tuwisi: 2023 Gazze Savaşı’nda Propaganda: İsrail Hikâyesini Nasıl Kaybetti?, Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezi, Kaynak Önceki
42. Isabella Hammad ve Sahar Hanidi: Filistinlilere Karşı İsrail Terim Savaşında Dilin Kullanımı, Kaynak Önceki
43. Dr. Esma El-Husseini: Batı Medyasının Gazze’ye Yönelik İsrail Saldırısını Çift Taraflı Ele Alması, Bilgi ve Karar Destek Merkezi – Bakanlık, Kaynak Önceki
44. Mohamed Hanid: “Hamas Teröristtir” ve Direnişin Öldürülmesi, Kaynak Önceki
45. Tziyf Lel-Waqa’i… Batı Medyası Filistinlileri ve Direnişi Şeytanlaştırmak İçin Nasıl Çalışıyor?, TRT Arapça, Kaynak Önceki
46. Hamed Ezzat: “Yasaklı Keffiyeh”… Neden Batı Medyası Filistin Direnişine Savaş Açtı?, Mيدان Sitesi, Kaynak Önceki
47. Mohamed Ezzat: “Yasaklı Keffiyeh”… Neden Batı Medyası Filistin Direnişine Savaş Açtı?, Kaynak Önceki
48. Dr. Yaser Abdulaziz: Arap Medyasının Gazze Savaşındaki Eksiklikleri, El-Şark El-Awsat, Kaynak Önceki
49. Tarek El-Shami: “Sosyal Medya” Geleneksel Medyanın Gazze Savaşındaki Liderliğini Nasıl Aştı?, Independent Arabia, Kaynak Önceki
50. Tarihi Atılım – Tarafsız Kaynakların Savaş Hikâyesi Üzerindeki Kontrolü, Çalışma Raporu – Union for Research and Development Merkezi, Beyrut, Kaynak Önceki




