Röportajlar

Ahmed Abdülaziz: Cumhurbaşkanı Mursi Döneminin En Önemli Kazanımı İfade Özgürlüğüydü

Cumhurbaşkanı Mursi’nin Cumhurbaşkanlığı Ekibi Üyesi ve Radyo ve Televizyon Birliği Dosyasından Sorumlu Yetkili

İnsan Medya Röportajı: Mai El-Werdani

· Cumhurbaşkanlığında Maspero dosyasının oluşturulması, Cumhurbaşkanı Mursi’nin medyanın önemini ve taşıdığı riskleri kavramasının bir sonucuydu

· “Divanü’l-Mezalim” programı, halk ile Cumhurbaşkanı arasında aracısız, özgür ve doğrudan bir iletişim penceresi açacaktı

· Resmî medyanın dilini ve terminolojisini düzeltmeye çalıştık, karşı devrim adına faaliyet yürüten programları ve isimleri durdurduk

· Tüm çabam, resmî medyadaki krizleri söndürmeye ve onu mesleki ve millî temeller üzerinde yeniden inşa etmeye odaklanmıştı

· Sağlam bir inanç, belirleyici ahlaki ilkeler ve siyasi bilinç olmaksızın medya mesleğini icra etmek “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktır”.

Mısır Cumhurbaşkanı şehit Muhammed Mursi’nin görev yaptığı yıl boyunca medya, günlük bir savaş alanı ve devrim ile derin devlet arasında bir cephe hattıydı.

Resmî ve özel medya arasındaki çatışmaların yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün içinden aktarılan bir anlatı da vardı. Bu anlatı, şehit Cumhurbaşkanı’nın ekibinde yer alan ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde Maspero dosyasından sorumlu olan Ahmed Abdülaziz tarafından, “Maspero’da 6 Ay” adlı kitabında belgelenmiştir.

Bununla birlikte hâlâ sorulan bazı sorular var: Cumhurbaşkanlığı medyası neden zorlukların büyüklüğü kadar güçlü olamadı? Resmî anlatı neden yoktu ya da özellikle kriz zamanlarında neden yetersiz kaldı? Medya iyi yönetilseydi Mursi deneyiminin kaderini değiştirebilir miydi?

Bu sorulara ve Mursi döneminde Cumhurbaşkanlığı medya dosyasının yönetimine ilişkin diğer tartışmalara yanıt bulmak amacıyla, Cumhurbaşkanlığı ekibinin üyesi ve Maspero dosyasından sorumlu Ahmed Abdülaziz ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Abdülaziz, o dönemin en önemli kazanımının “ifade özgürlüğü” olduğunu vurgulayarak, 1952’den 2013’e kadar vatandaşların ve medyanın bu ölçüde bir özgürlüğe sahip olmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mursi’nin (Allah rahmet eylesin) medyanın önemini ve tehlikesini tam olarak kavradığını söyleyen Abdülaziz, bu nedenle Cumhurbaşkanlığı bünyesinde “Maspero dosyasının” oluşturulduğunu ve bu kritik ulusal kurumun rotasının düzeltilmesinin amaçlandığını ifade etti.

Kısa sürede resmî medyada köklü değişiklikler yaptığını belirten Abdülaziz; programların kaldırılması, karşı devrim sözcüsü bazı sunucuların görevden alınması ve “Divanü’l-Mezalim” gibi girişimlerin durdurulmasını anlattı. Bu programın, vatandaş ile Cumhurbaşkanlığı arasında doğrudan bir köprü kurmayı hedeflediğini ancak darbe nedeniyle hayata geçemediğini söyledi.

Resmî medyanın derin devletin tekelini kırmada kısmi de olsa gerçek bir başarı elde ettiğini, ancak özel medyanın karşı devrimin bir aracı olarak kaldığını belirtti.

2013 sonrasında medyanın mesleki anlamını kaybederek bir baskı aracına dönüştüğünü ifade eden Abdülaziz, Mursi döneminin Mısır tarihinde nadir bir istisna olduğunu söyledi.

Konuşmasının sonunda genç gazetecilere yönelik bir tavsiyede bulunan Abdülaziz, mesleki yetkinlikten önce ahlaki, inançsal ve siyasi bir temel inşa edilmesi gerektiğini, aksi halde medyanın “yeryüzünde bozgunculuk” anlamına geleceğini belirtti.

Röportaj

  • Öncelikle… Cumhurbaşkanlığı medya ofisinde çalışma deneyimini nasıl tanımlarsınız?

Bu deneyim bana şunu gösterdi: İktidarı elinde bulunduran kişi, aslında her şeyi yapabilir. Ve bu iktidarın mutlaka görev unvanından ya da hiyerarşideki konumdan gelmesi gerekmez. Kendi kişisel deneyimim, kurum içinde farklı seviyelerde çalışan insanların, hiçbir karşılığı olmayan sıfatları ve unvanları bir kişiye yakıştırmaya tamamen hazır olduğunu gösterdi.

Hatırlıyorum, Maspero’ya (Radyo ve Televizyon Kurumu) yaptığım ilk ziyaretten sonra ertesi gün Cumhurbaşkanlığı medya ekibindeki meslektaşlarım bana bir gazete kupürü gösterdiler. Başlık şöyleydi: “Cumhurbaşkanı Medya Danışmanı Haberler İçin Maspero’yu Ziyaret Etti!” Peki bu “haberler için Cumhurbaşkanı danışmanı” unvanını nereden çıkardılar? Kim uydurdu? Bilmiyorum.

Benim yorumum şudur: Cumhurbaşkanlığı Radyo ve Televizyon Kurumu başkanı ile görüştüğüm konulardan biri “haber dilinin ve siyasi terminolojinin düzenlenmesi”ydi ve bu dil, siyasi anlamda ciddi bir bozulma yaşıyordu.

Örneğin “sivil ve İslami güçler” ifadesi… Bu ifade özünde İslamcılardan “sivil” niteliğini kaldırıyor. Oysa ya açıkça “laik ve İslami güçler” demeliyiz, çünkü İslam laikliğin karşısındadır, sivil olmanın değil; ya da “farklı eğilimlere sahip ulusal güçler” demeliyiz, çünkü herkes sonuçta vatandaştır. Bu dil toplumsal barışı sağlamak için gerekliydi. İlk ifade ise uygun değildi çünkü laikleri tekfir etme anlamı taşıyabiliyordu ve bu o dönem için uygun değildi.

  • Resmî ve özel medya ile iletişimde karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?

Ben şahsen önce Allah’ın yardımıyla, ardından profesyonel ve sistematik bir diyalogla yapmak istediğim her şeyi yapabildim. Yayına girmesi planlanan bir programı (Muhammed el-Giti’ye ait), prime time’da yayınlanan bir başka programı kaldırdım. Karşı devrimin sözcülerinden biri olan Muhammed Ali Hayr ile yapılan sözleşmeyi feshettim, ardından ailesini geçindirebilmesi için 9090 Radyo’da belirli mesleki şartlarla çalışmasına izin verdim.

Tüm bunlar tamamen yasal yollarla ve ne siyasi ne kişisel ne de intikam amaçlı olmayan mesleki gerekçelerle yapıldı.

Ayrıca hayata geçmesini sağlamak istediğim bazı programlar başlattım. Bunlardan biri “Divanü’l-Mezalim” programıydı. Bu fikir, Cumhurbaşkanlığı’nda öğle yemeğinde Maslama Divanı Başkanı Mustafa eş-Şerbetli ile tesadüfen yaptığım görüşmeden sonra ortaya çıktı.

Bu programın amacı vatandaşların Cumhurbaşkanlığı ile doğrudan iletişim kurmasını sağlamak, sorunlarını çözmek ve Cumhurbaşkanının halkın sıkıntılarını doğrudan (aracısız ve raporsuz) görmesini sağlamaktı. Ayrıca hatalı ve başarılı olanları birlikte görünür kılmayı hedefliyordu. Ancak darbe daha hızlı oldu ve program hayata geçemedi.

Özel medya ise benim yetki alanımda değildi; bu alan Yatırım Bakanlığı’na bağlıydı ve Cumhurbaşkanlığı’nda bu dosyadan meslektaşımız Dr. Samih el-İsavi sorumluydu. Bu bilgi çoğu kişi tarafından bilinmez.

  • Cumhurbaşkanı Mursi medyaya nasıl bakıyordu? Cumhurbaşkanlığı medya performansını bizzat takip ediyor muydu?

Cumhurbaşkanı Mursi (Allah rahmet eylesin) medyanın önemini ve tehlikesini tam olarak biliyordu. Elbette tüm dosyaları olduğu gibi medya dosyasını da takip ediyordu. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı bünyesinde “Maspero dosyası” oluşturuldu ve bu kritik kurumun yapısını düzeltmek amaçlandı. Ben bu göreve Ocak 2013’te getirildim ve bu deneyimi “Maspero’da 6 Ay” adlı kitabımda kayıt altına aldım.

  • Sizce Mursi döneminde medya alanında elde edilen en önemli kazanımlar nelerdi?

En önemli kazanım kesinlikle “ifade özgürlüğüydü”. 1952’den 2013’e kadar vatandaşların ve medyanın bu düzeyde özgür olduğu bir dönem olmamıştı.

Ancak şunu belirtmek gerekir: 25 Ocak 2011’den sonra Yüksek Askeri Konsey döneminde bu özgürlük toplum tarafından zorla kazanılmıştı. O dönem ifade özgürlüğü askeri yönetime rahatsızlık veriyordu. Mursi döneminde ise bu özgürlük, devlet ile toplum arasındaki toplumsal sözleşmenin bir parçasıydı ve halkın %65’i tarafından kabul edilen anayasa maddelerinin uygulanmasıydı.

Ben Anayasa Hazırlama Komisyonu’nda medya danışmanı olduğum dönemde “Düstur fi’l-Mizan” (Anayasa Terazide) adlı günlük bir program başlattım. Bu program, anayasa oylamasından haftalar önce canlı yayınlanıyordu.

Program anayasa üzerine açık bir tartışma alanıydı; avantajları, dezavantajları ve değişmesi gereken noktalar konuşuluyordu. Katılımda hiçbir kısıtlama yoktu. Her vatandaş Facebook sayfası üzerinden kaydını yaptırarak doğrudan canlı yayına bağlanabiliyordu.

Sahneye dört kişi çıkıyordu: iki anayasa hukukçusu ve Anayasa Komisyonu’ndan iki üye. Halkın sorularını yanıtlıyorlardı. Programı dönüşümlü olarak devlet televizyonundan üç sunucu sunuyordu.

  • Mursi’nin başarılarına dair bir medya anlatısı neden oluşturulamadı, hatta destekçileri arasında bile?

Devlet medyası tüm Mısırlılara hitap eder: destekleyenlere, karşı olanlara ve izleyenlere. Maspero dosyasını üstlendiğim dönemde hükümet sözcüsü Büyükelçi Ala el-Hadidi ile görüştüm ve bakanlık faaliyetlerinin bana düzenli iletilmesi konusunda anlaştık, ancak bu anlaşma uygulanmadı.

  • 2013 sonrası Mısır’da medya özgürlüklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık Mısır’da medya kalmadı ki onun özgürlüğünden ya da kısıtlanmasından bahsedelim. Mursi dönemi, Mısır halkının yüzyıllardır yaşadığı büyük bir baskı tarihinin içinde çok kısa bir parantezdi.

  • Cumhurbaşkanlığıyla iletişim kuran önemli medya isimleri oldu mu? Kabul veya reddedilme oranı nasıldı?

Devlet televizyonu ve diğer yerel ve yabancı medya kuruluşlarının Cumhurbaşkanlığında rutin muhabirleri vardı. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı ile röportaj yapmak isteyen bazı talepleri de kabul etti.

  • Resmî medya içinde reform girişimlerine karşı iç direnç var mıydı?

Evet, vardı. Ben Cumhurbaşkanlığı Maspero dosyasından sorumlu olduğum dönemde karşılaştığım tüm bu direnci ele aldım ve Allah’ın yardımıyla büyük ölçüde başarı sağladım. Ancak devlet destekli basın benim yetki alanımda değildi.

  • Cumhurbaşkanlığı, derin devletin medya üzerindeki tekelini kırabildi mi?

Aksine kırdı ve kendi ulusal gündemini dayattı. Bu konuda büyük başarı elde edildi ve derin devlet ya da karşı devrim geri çekilmek zorunda kaldı. Kitabım “Maspero’da 6 Ay” bu konuda referans alınabilir.

Özel medya konusunda ise durum farklıydı; bu medya, Cumhurbaşkanına karşı yürütülen savaşta derin devletin en önemli araçlarından biriydi ve Yatırım Bakanlığı’na bağlıydı.

  • Cumhurbaşkanlığı için net bir medya anlatısı oluşturma vizyonu var mıydı, yoksa süreç daha çok doğaçlama mıydı?

Cumhurbaşkanlığına özel bir anlatı oluşturmak gerekli değildir. Cumhurbaşkanlığı devlet hiyerarşisinin zirvesidir ve ulusal medya bu yapının bir parçasıdır. Görevi devletin politikalarını iç ve dış kamuoyuna profesyonel şekilde aktarmaktır.

  • Medya yasalarının reformu için net bir proje var mıydı?

Mısır tüm alanlarda devrim niteliğinde yasal reformlara ihtiyaç duymaktadır, sadece medya değil. Benim radikal bir medya reformu planım vardı; hatta mevcut yapıyı yıkıp tamamen yeni bir medya inşa etmeyi hedefliyordu. Ayrıca Mısır’a sadık yeni bir elit oluşturma planım da vardı. Bu planlar gelecekte de geçerlidir ve herhangi bir ulusal otoritenin kullanımına açıktır.

  • Uluslararası medyanın Mısır’daki ilk demokratik deneyime yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hepsi aynı değildi. Bazıları profesyonel ve sorumlu davrandı, özellikle yabancı basın. Ancak bazıları açık şekilde çarpıtma ve yıkım amacıyla hareket etti; özellikle bazı geniş tirajlı Arap gazeteleri bu gruptaydı.

  • dönemde uluslararası medya iletişim stratejisi var mıydı?

Bu konuya dair detay bilgim yok. Tüm zamanım ve enerjim resmî medyadaki krizleri söndürmek ve onu yeniden profesyonel ve millî temeller üzerine inşa etmeye çalışmakla geçti.

  • Genç gazetecilere tavsiyeniz nedir?

Kendinizi önce inançsal, ahlaki ve siyasi olarak inşa edin, sonra mesleki olarak. Çünkü sağlam bir inanç, ahlaki bir çerçeve ve olgun bir siyasi bilinç olmadan medya mesleğini icra etmek, her anlamıyla “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktır”.

Başa dön tuşu