Türkiye

Ankara’da “Göç ve Diaspora” Konferansı: Göçmenler Gizli Bir Güç… Medya Seslerini Karar Alıcılara Ulaştırmanın Anahtarlarından Biri

Dünya genelinde göç dosyasına ilişkin zorlukların giderek arttığı bir dönemde, Ankara’da düzenlenen Göç ve Diaspora Konferansı’na katılan isimler, göçmenlerin ve ana vatanları dışında yaşayan aynı halk ya da etnik kökene mensup toplulukların (diaspora) toplumsal ya da güvenlik açısından bir yük olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Aksine, göçmenlerin doğru ve kapsayıcı politikalar çerçevesinde değerlendirilmeleri halinde gerçek bir katma değere dönüşebilecek insani, ekonomik ve kültürel bir potansiyel taşıdıklarına dikkat çekildi. Katılımcılar, medyanın da göçmenlerin sesini karar alıcılara ulaştırmada temel anahtarlardan biri olabileceğini ifade etti.

Türkiye Göç ve Diaspora Vakfı, yıllık konferansını 18 Aralık 2025 Perşembe günü Ankara’da “Göç, Diaspora ve Diplomasi” başlığıyla gerçekleştirdi. Konferansa hükümet yetkilileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler ile göç ve insani yardım alanında çalışan aktörler katıldı. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Arap ve Arap olmayan diasporalardan yoğun bir katılım dikkat çekti.

Resmî Katılım ve Çok Boyutlu Tartışmalar

Konferansa, Türkiye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Leman Yenigün ile İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan onur konuğu olarak katıldı. Resmî yetkililerin, medya temsilcilerinin ve aktivistlerin varlığı, etkinliğe hem resmî hem de toplumsal bir nitelik kazandırdı.

Konferans, vakfın insani kardeşlik anlayışına ve tüm halklara açık vizyonuna odaklanan tanıtım filminin gösterimiyle başladı. Ardından, en dikkat çekici başlıklarından biri “Diasporanın Karar Alıcılar Üzerindeki Etkisi” olan çeşitli panel ve söyleşiler düzenlendi. Bu oturumlarda diasporanın kamu politikaları üzerindeki rolü ve ülkeler ile toplumlar arasında köprü kurma kapasitesi ele alındı.

Gerçekçi Politikalar İçin Çalıştaylar

İnsan Medya Çalışmaları Merkezi’ne (İnsan) özel açıklamalarda bulunan Türkiye Göç ve Diaspora Vakfı Kurucusu Recep Seyyar, konferansın yalnızca teorik tartışmalarla sınırlı kalmadığını, uygulamaya dönük politika çalıştaylarına odaklandığını belirtti.

Bu çalıştayların her biri beş katılımcıdan oluşan çalışma masalarına bölündüğünü, her masada göç politikalarına ilişkin beş farklı başlığın ele alındığını ifade etti. Çalışmalara, göç alanında faaliyet gösteren Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, üniversitelerden akademisyenler ve Türkiye’de yaşayan Arap ve Arap olmayan diaspora üyeleri katıldı.

Bu yöntemin amacının, sorunu bizzat yaşayan bireyleri tartışma ve çözüm üretme sürecine dahil etmek olduğunu vurgulayan Seyyar, gerçeklikten uzak teorik yaklaşımlar yerine, uygulanabilir ve somut çözüm önerileri geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Farklı paydaşların aynı zeminde bir araya gelmesinin pratik ve hayata geçirilebilir politika tasarıları ortaya koyduğunu ifade etti.

Göç: Zorluklar mı, Fırsatlar mı

Seyyar, göç tartışmalarının çoğu zaman dil, eğitim, barınma ve toplumsal uyum gibi sorunlara odaklandığını belirterek, konferansın bu bakış açısını kırmayı ve göçün sunduğu fırsatları gündeme taşımayı amaçladığını söyledi.

Diaspora ve göç kavramlarının birlikte ele alınmasının kamu politikalarında daha dengeli bir yaklaşım sağladığını ifade eden Seyyar, “Göç her zaman sorunların kaynağı değildir; aksine tüm ülkeler için gerçek fırsatlar barındırır” dedi.

Bu duruma tarihsel bir örnek olarak, Türkiye’de kurulan ilk matbaanın Macaristan’dan gelen bir göçmen tarafından kurulduğunu hatırlatan Seyyar, Türkiye tarihinin bilgi transferine ve ekonomik kalkınmaya katkı sunan benzer göçmen örnekleriyle dolu olduğunu söyledi.

Seyyar sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Bugün sokaklarımızda ve mahallelerimizde yaşayan insanlar aynı havayı soluyor, aynı sorunlarla karşılaşıyor ve aynı onurlu yaşamı arzuluyor. Nihayetinde hepimiz ortak bir kaderi paylaşıyoruz.”

Çarpıcı Rakamlar ve İnsani Gerçeklik

Türkiye Göç ve Diaspora Vakfı Kadın İletişimi Birimi Başkanı gazeteci Ayşe Müzen Taşçı ise, güncel küresel verilere göre dünya genelinde savaşlar, baskılar ve çatışmalar nedeniyle 102 milyondan fazla insanın göçmen veya mülteci olarak yaşadığını söyledi.

Bu sayının yaklaşık 28 milyonunun çocuklardan oluştuğunu belirten Taşçı, bu çocukların çoğunun geçmişin korkularını sırtlarında taşıyarak, tehlikelerle dolu yollar üzerinden güvenlik arayışına çıktığını ifade etti.

Türkiye’nin farklı nedenlerle, başta silahlı çatışmalar olmak üzere, yaklaşık dört milyon yabancı uyruklu kişiye ev sahipliği yaptığını dile getiren Taşçı, vakfın kuruluşunun bu gerçekliğe bir yanıt olarak ortaya çıktığını vurguladı. Amaçlarının, göçmenlerin yaşam koşullarını daha insani hâle getirmek ve sahip oldukları bilgi ile becerileri Türk toplumuna katma değere dönüştürmek olduğunu söyledi.

Kimliği Silmeden Güçlendirme ve Uyum

Taşçı, vakfın göçmenlerin ev sahibi ülkenin imkânlarından faydalanmalarını, kimliklerinden ve köklerinden korkmadan uyum içinde yaşamalarını hedeflediğini belirtti. Bu doğrultuda, eğitim, kamu hizmetleri ve istihdama adil erişimi mümkün kılacak politikaların geliştirilmesi için çalıştıklarını söyledi.

Vakfın göçmenleri yalnızca yardıma muhtaç bir kesim olarak görmediğini vurgulayan Taşçı, uygun hukuki ve toplumsal ortam sağlandığında onların kalkınma ve toplumsal inşa süreçlerinde güçlü ortaklar olabileceğini ifade etti.

Sesin Karar Alıcılara Ulaştırılması

18 Aralık Dünya Göçmenler Günü vesilesiyle düzenlenen konferansta, Türkiye içinde ve dışında göçmenlerin karşılaştığı sorunları anlamaya yönelik özel çalıştaylar gerçekleştirildiğini aktaran Taşçı, bu sorunların doğrudan ilgili kurumlara iletilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Çalıştaylara karar alıcılar, politika yapıcılar ve akademisyenlerin yanı sıra göçmen grupların temsilcilerinin de katıldığını belirten Taşçı, göçmenlerin deneyim ve sorunlarını herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan dile getirmesinin katılımcı diyalog açısından örnek bir model oluşturduğunu ifade etti.

Konferans sonunda kapsamlı bir rapor hazırlandığını kaydeden Taşçı, bu raporun idari süreçlerin kolaylaştırılmasına ve göçmen topluluklara yönelik daha adil ve etkili politikaların geliştirilmesine katkı sağlamasının beklendiğini söyledi.

Medya: Farkındalık İnşasında Ortak

Taşçı, açıklamasının sonunda medyanın, gerek Türkiye içinde gerekse dışında yaşayan diaspora topluluklarına ulaşmada kritik bir rol oynadığını vurguladı. Göç alanında uzmanlaşmış medya çalışmalarının, vakfın faaliyetlerini desteklediğini, önyargıların giderilmesine ve toplumlar arasında etkili iletişim köprüleri kurulmasına katkı sunduğunu ifade etti.

Bilinçli ve sorumlu medyanın, politikaların toplumsal farkındalığa dönüşmesinde ve göçmenlerin sesinin değişim gücüne sahip mercilere ulaştırılmasında temel anahtarlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.

Başa dön tuşu